"Sanat Üzerine Bir Kalem Yazı (II)" | GAZETE SANAT İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Sanat Üzerine Bir Kalem Yazı (II)”

Kaşifler çağının en heycan verici zamanlarını yaşıyoruz. Bilimde ortaya çıkan yenilikler o kadar üst boyuta ulaştı ki insan artık birkaç yıl ötesini bile hayal edemez durumda, her yerden her saat başı sürprizler fışkırıyor.

Sanata dair en önemli keşiflerden biri Fransa’daki Lascaux ve İspanya’daki Altemira mağaralarıdır. Mağaraların içindeki heycan verici resimler resim sanatının ilk örneklerini temsil ediyordu. Oldukça detaylı ve gerçekçi çizilmiş bu resimler ne için vardı, hangi toplum tarafından hangi amaçla çizilmişti? Eylül 1940’ta bir grup çocuk  Fransa’daki ünlü Lascaux Mağarası’ndaki resimleri keşfetti. 17.000 yıllık resimler hayvan betimlemelerinden oluşuyor. Mağaranın duvarlarında çizilen yaklaşık 600 resim ve yaklaşık 1.500 gravür yer alıyor. Resimlerde, atlar, geyikler, büyükbaş hayvanlar, kedigiller ve mitolojik yaratıklar tasvir edilmiş. Mağaradakı tek insan figuru ise kus kafali. Arkeologlar mağaranın av ve dini törenler için bir merkez olarak kullanıldığına inanıyor.

O günden bu yana çağlar değiştikçe sanatın işlevi ve ona bağlı olarak sanatçının konumunda farklılıklar meydana geldi. Sanat her zaman sonraki nesiller ve toplumlar için bir miras olarak kaldı; fakat bunun arkasında yaratıcı güç olarak sanatçı da ardıllarına teknikler ve yöntemler miras bıraktı.

Arkaik toplumlarda resim sanatı günümüzdekinden farklı olarak amaçtan çok bir araçtı. Bir iletişim aracı ve ritüel olarak var olan resim hem ortak inancı ifade ederek insanların daha büyük topluluklar olarak var olmayı sağlamış hem de  giderek büyüyen bu toplumlarda dinsel inancı ifade eden bir dil olmuştur. Yazı sistemlerinden binlerce yıl önce ortaya çıkan bu ifade yöntemi zamanla Mezopotamyada rölyef, Roma döneminde mozaik, Ortaçağda ikona ve günümüzde de fotoroman v.b. yöntemlerle ve tabi daha değinilebilecek onlarca farklı yöntemle varlığını devam ettiriyor.

Bir varlığın ne kadar eskiye dayandığı arkasında bıraktığı en eski ipuçlarıyla netlik kazanır. İnsanlık 100 bin yıldan fazladır var olduğu söylense de “uygarlığın” başlangıcı ardıllarına ilk  deneyimleri bırakan bu topluluklarla başladı diyebiliriz.

Göçebe küçük avcı gruplarından yerel toplum modeline geçiş evresi olan bu dönemin belirgin kapsayıcı ögesi olan resim sanatının amacı estetik kaygılardan ziyade daha çok bir iletişim dili olmasıydı, bunu destekleyen en büyük etmen de resimlerin farklı zaman diliminde üstüste yapılmış olmasıydı.

Günümüzde resim sanatına ve özellikle ressamlara yüklenen sosyal, politik, estetik gibi anlamlarlar dışında daha sade ve araçsal olan arkaik resimler arkasında durun sanatçıların da toplum içinde farklı bir yere konumlanmadıkları kesindir ve bu durum günümüz sanatçıları için bir örnek olmalı. Zira her şeyden ve herkesten kopuk sadece tuhaf insanların maddi çıkarları ile şekillenen sanatçı bu tuzaklardan kendini kurtarıp nihayetinde evrensel kriterlere odaklanabilmeli. Bu durum meşakkatli bir çaba gerektirse de sanatçi en azından bu çabayı zamana yayabilir.

Gombrich dil ve sanatın nasıl ortaya çıktığının bilinemeyeceğini söyler. Bu durumu illa tarih içinde nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışma olarak okumamak lazım, dolayısıyla bir sanatçı da içsel dürtü ve maneviyatla her şeyin üstünde bir değer olarak tuttuğu sanatın kendisinde nasıl var oldugunu anlayabileceğimizi sanmıyorum. Zira kendimden biliyorum. Birçok alternatifle daha konforlu bir hayat yaşama imkanı varken geceleri uykusuz kalmaktan nefret ettiğim halde bu hayatı neden tercih ettiğimi anlayabilmiş değilim. Amacım sanat toplum için mi yoksa sanat için midir gibi saçmasapan bir soruya cevap aramak değil elbette ki ilk duyduğumda bana da mantıklı bir soruymuş gibi gelen bu saçmalığın gereksiz bir kördüğüm olduğunu anladığımdan beri oldum olası bu sorunun tartışılıyor olması karşısında şaşkına dönerim. Nietzsche sanatın hayatı anlamlı kılmak için var olduğunu idda eder ve insanlaın gerçek anlamda sanata ulaşamadığını da ekler cümlesine. Haklı olabilir de olmayabilir de. Zira sanat konusunu teknik anlamda ele alırsak her insan sanatçı doğar ve ömrünün her döneminde muhakkak bir dalla yürür, kendi kendine şarkı mırıldanmak gibi…

“Bazı şeyleri anlayamıyor ya da anlatamıyor olmamızın sebebi dil bilgisi kalıplarının 20.yy kalıplarıyla fazlaca daraltılmış ve mekanize olmuş olmasından kaynaklanıyor. Sanırım bu problemi çözersek ifade etmedeki isabetleri arttırmış oluruz.”

Yüzyıllardır sanat ve sanatçı handikapı bir çok kez sadelik kazanmış olsa da farklı toplumlarda ya da zaman dilimlerinde sanat bilinçli ve dönüşebilen bir eylemden çok  durağan ve araçsal bir nicelik olmuştur. Mağara resimleri gibi…

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir