İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sanatçı Ahmet Yiğider ile Söyleşi


Ahmet Bey sizi tanıyabilir miyiz? Sanatın hayatınızdaki yerini de merak ediyoruz?

Doğduğum yer olan Artvin’in ve Doğu Karadeniz’in hatıraları çok silik olsa da doğa farkındalığımı ve doğaya olan ilgimi sonrasında yerleştiğimiz ve aynı zamanda memleketim de olan Erzurum belirledi. Oldukça meraklı, sanırım biraz ele avuca sığmaz ama sanat ve bilime aç bir çocukluk dönemi hatırlıyorum. Sayısal alanda eğitim aldığım lise yıllarında paralel olarak iyi bir atölyede resim ve fotoğraf ağırlıklı olmak üzere sanat çalışmalarıma devam ettim. Sonrasında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği eğitimi aldım. Bu adım disiplinler arası sanat üretimi diye adlandırabileceğim yolun da kapısını araladı. Yaklaşık 15 yıldır yerli ve çok uluslu şirketlerde marka ve iletişim alanlarında yönetim sorumluluğu alıyorum. Ayrıca iş hayatımın ilk yıllarında İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde tasarım üzerine yüksek lisans yaptım ve 2015-2018 yılları arasında Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi’nde Tasarım Yönetimi alanında dersler verdim. Tüm bunlara paralel olarak 2007 yılında yapısal olarak daha da güçlendirdiğim atölyemde sanat ve tasarım merkezli bağımsız projeler üretiyorum.

Hangi temalar üzerinde çalışıyorsunuz?

Bir sanatçının yapıtlarına dışardan bir gözle bakıldığında sanatçının üzerinde durduğu belli temalar izlenebilir belki ama ben sanatçının bireysel olarak tema eksenli tercihlere yönelmesini çok doğal bulmuyorum. Diğer yandan sanatçının var oluşuna dair hemen her şey, tüm benliği, tarihi, kültürü, yaşadıkları ve tabi ki tercihleri karşımıza bir çizgi çıkarabiliyor, bunu tema olarak okumak mümkün… 2017-2018 yıllarında Seluz Contemporary adına küratörlüğünü yaptığım Massence projesinde Suriye asıllı önemli bir ressam olan Naser Nassan Agha’nın Suriye savaşı öncesinde yaptığı bir eserini koleksiyona kazandırmıştım. Bu eser sanatçının henüz Halep’te yaşadığı savaş öncesi dönemde ürettiği, bir natürmort üzerinden yaptığı kısmi soyutlamalar ve ışık deneylerin olduğu ve akademik kaygısı yüksek diyebileceğimiz bir çalışmasıydı… Ancak  aynı sanatçının ülkesindeki savaş nedeniyle önce İstanbul’a sonrasında Bremen’e yerleşme hikayesi, bu süreçte ve sonrasında ürettiği merkezinde insan ve parçalanmış formlar barındıran resimler benim için hep çok etkili ve dokunaklı oldular.

Sanatın sizin için anlamı nedir?

Gözlerimi kapatıyorum ve insana ait hiçbir eklentinin, müdahalenin olmadığı tabiatın tam ortasında açıyorum. Algılamaya başlıyorum, hissetmeye başlıyorum… Ve sonrasında ifade ihtiyacı doğuyor… Benim için sanat orada başlıyor. İnsan varsa, ifade ihtiyacı varsa sanat olacaktır. Hatta henüz lisan olmasa bile. Sanat aynı zamanda var oluşumu anlamlandırmanın bir yolu. Tabi ki tabiatın bu en yalın haline bakan dışavurumla; kaosa, çatışmaya, acıya, drama, metropole, tüketime, kitlelere bakarak yansıtacaklarımızı uzak bulabilirsiniz. Ama zamanın öncesinde, tabiatın içinde henüz çırılçıplak bir insanı anlayabilmekle bugünün kavrayışının getireceklerini çok uzak göremiyorum. Çünkü her şeyi insanın içinde görebiliriz. Belki de bir tohum gibi içinde görebiliriz. Örneğin en fazla birkaç yüzyılın konusu olan çevre kirliliği ilk insan kadar insanın içinde… Savaşlar sanıyorum ki hiç tartışmaya mahal vermeyecek şekilde insanın içinde… Ama sevgi de içinde… En yüce duygular da içinde. Ve bence sanat en güçlü ifade araçlarından birisi olarak elimizde.

Rusyadaki sergi hikayenizden biraz bahsedebilir misiniz?

Moskova; kültür, sanat ve  mimari gibi birçok alanda dünyanın en köklü şehirlerinden birisi. Şehir özgün bir aura ve güçlü bir ruh barındırıyor. Gallery Fine Art ise hem tarihi ve sanatsal duruşu hem de kuruluşundan bugüne kadar temsil etmekte olduğu Rus çağdaş sanatı açısından çok önemli 100’ün üzerinde sanatçı ile oldukça saygın ve prestijli bir sanat kurumu. Bu nedenlerle Intellect projesi Gallery Fine Art Moskova’dan sergi daveti aldığında güzel bir heyecan duydum. Bunun ülke sınırlarını daha da belirginleştiren ve küresel etkileşimi ciddi anlamda olumsuz yönde etkileyen  bir pandemi döneminde olması daha da ilgi çekici bulunuyor. Geçtiğimiz birkaç ay içinde heykellerin Moskova’ya ulaştırılmasındaki lojistik konular ve projenin kataloglaması süreçleri biraz yorucu olsa da sergi açılışı sonrasındaki tepkilerin tüm yorgunluğumuzu unutturmasını temenni ediyorum.

Sergideki eserleriniz hakkında bilgi verir misiniz? Diğer eserlerinizden farklı yanları var mı?

Aslında sanat düşüncesini merkeze koyduğum, teknik anlamda oldukça özgür bir üretim yaklaşımını benimsiyorum. Bu anlamda koku gibi duyusal bileşenlerin mecra haline geldiği enstalasyonlardan, dijital içerik barındıran iki boyutlu işlere kadar farklı çalışmalarım var. Intellect projesindeki heykeller teknik ve malzeme açısından bakacak olursak plastik kaygısı daha yüksek ve diğer yandan doğaya daha çok dokunan ve işler.  2018-2019 yıllarında Seluz Contemporary adına ürettiğim “Unweighted / Ağırlıksız” projesi doğa ve doğanın yansıması olan amorf biçimleri kullanma anlamında bu yaklaşımın daha kütlesel, büyük ölçekli bir örneği olarak görülebilir.

Sizi diğer sanatçılardan ayıran özellikleriniz neler?

Ben hem sanat düşüncesi hem de sanat tekniği anlamında sentezlediğim disiplinler arası çeşitlilikten ve kültürel renklilikten besleniyorum. Sanatsal üretim tarafında hiçbir zaman ayrışmayı, farklılaşmayı bir çaba olarak görmedim. Özgünlük aslında bir iç görü ve duruş konusu, eğer çaba haline gelirse zaten özgünlüğün bizzat kendisi orada yara alıyor. Disiplinler arası düşünme şeklini, sanat üretimini ve hatta sanattan bağımsız olarak tüm alanlardaki disiplinler arası üretimleri insanlığın iyileşmesi için bir umut olarak görüyorum. Benim çaban bu inancım noktasında küçük bir mozaik sunuyorsa ne mutlu… Diğer yandan sanatta ve tüm alanlarda dünyada disiplinler arası yeni eğilimleri görmek bana daha da çok mutluluk veriyor.

Moskova Gallery Fine Art’ta ki serginiz ne kadar sürecek?

Sergi 8 Nisan akşamı açılıyor. 9 Nisan ve 9 Mayıs tarihleri arasında ziyarete açık olacak. Sergi esnasında eğer pandemi açısından uygun şartlar oluşabilirse bazı mikro etkinlikler de planlıyoruz.

Gelecek projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Intellect projesinin sergi ortamı şekillenirken bir sonraki projem için de bir miktar mesafe kat edebildim. Sürprizini tam anlamıyla bozmak istemem ama yine global ayağı olan yeni bir projenin çalışmaları devam ediyor. Pandeminin seyrine de bağlı olarak bu projenin takvimini belirleyeceğiz. 

Röportaj: Selen Filiz                                                         


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir