İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sinan Bengier: İşinin ehli oyuncularla oynamak güzeldir.


Ankara Devlet Tiyatrosu’nda, Ankara Halk Tiyatrosu’nda, Oya Başar- Levent Kırca Tiyatrosu’nda, Beşiktaş Kültür Merkezi’nde, Kaktüs Kabare Tiyatrosu’nda, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sayısız oyunda görev alan ve Levent Kırca’nın “Olacak O Kadar” adlı dizisinde  “tam teçhizatlı haber kameramanı Cevat Kelle” karakteriyle tanıdığımız… Moskova’nın Şifresi, Dartonlar ve Laz Kit, Hayat Devam Ediyor, Mahalle Aşkına, Aşkın Bela Halleri, Artı 18, Kutsal Damacana 3:Dracoola, Çocuklar Duymasın, Harbi Define, Bodrum Masalı, Kadim Dostum, Neşeli Hayat ve 200’ye yakın film ile dizi de 100’e yakın ise tiyatroda rol alan pozitif enerjisi ve etrafa yaydığı sinerjisiyle keyifli, bol gülmeli bir röportaj gerçekleştirdiğimiz Sinan Bengier ile yaşamını, sanatı ve anılarını konuştuk.    

Mine Alpan: Bizler severek izlediğimiz Sinan Bengier’i sahnelenen oyunlardan ve ekranlardan tanıyoruz, birde sizi sizden dinleyebilir miyiz?  

Sinan Bengier: Olduğu gibi adamım (gülüyor), Nasıl görünüyorsam öyle, genelinde böyle söylenir bana (gülüyor), Mesleğim beni tanıttı insanlara elbette, ama bu mesleğimden tanınmak beni değiştirmedi, sadece selam verenlerin, selam verdiklerimin sayısı arttı. Gittiğim yerlerde güler yüzle karşılanıyorum, hep ama bunu kullanıp artı isteklerim olmaz hiç, sokaktan ayağımı hiç çekmedim hayatım boyunca, sokaktan ayağını çeken oyuncu, yazar, yönetmen kendini tekrara girer diye düşünüyorum. Malzememiz insan ve onlarda dışarıda, gerçi şimdi hepsi maskeli ama olsun (gülüyor). Hep şanslı görürüm kendimi, öyle bir araştırma var mı bilmem ama herhalde bu ülkede yaşayanların % 95’i sevdiği işi yapamıyor. Ben sevdiğim işi yapma şansına sahibim, daha ne olsun. Çocukluğum çok hareketli geçti, hani derler ya her taşın altından çıkar diye öyle biriydim (gülüyor).

Çok neşeli, birbirine ve tüm komşulara saygılı bir ailede büyüdüm. Şarkılarla türkülerle yataktan kalkan bir aile yani. Bu kadar yeterli galiba yoksa röportaj bitmez (gülüyor).

Yaşamındaki  Sinan Bengier  ile sahnedeki  ve ekranlardaki Sinan Bengier arasında çok fark var mı?

Yok, orası işim ve bunu özel hayatıma taşımam. Çok nadir olsa da kötü adam falan oynadım ama özel hayatımda kötü biri değilim. Yani iş biter, Sinan yoluna Sinan olarak devam eder. Canlandığım tipler iş yerimde kalır, gelmemi beklerler (gülüyor).

Geçmişten bugüne tiyatro oyunlarında, dizilerde, filmlerde ve programlarda birbirinden değerli meslektaşlarınızla aynı projede yer aldınız. Güçlü bir kadro ile birlikte çalışmak nasıldı? Özlediğiniz insanlar ya da hala görüştüğünüz oyuncular var mı?

İşinin ehli oyuncularla oynamak güzeldir, genç ya da yaşlı (yaşı ilerlemiş diyelim) fark etmez, iş çabuk yürür. Özlediğim çok arkadaşım var elbette. Biliyorsunuz son 3-4 yılda özellikle bu yıl çok oyuncu arkadaşımızı kaybettik, bunların çoğu yeni deyimle kankamdı… Ayberk Attila, Volkan Saraçoğlu, Sümer Tilmaç, bu sene kaybettiklerimizi saymıyorum hepsinin resimleri instagram’da duvarımda var, herkese açık, merak eden bakar. Elbette yaşlarımız ilerledi, bu yaşlara gelince suçiçeği çıkarmış, kızamık, kabakulak olmuş duymuyorsun, sadece kayıp duyuyorsun.

Geçmiş yıllarındaki diziler ile bugünküleri kıyaslarsak neler söyleyebiliriz?

Geçmişte bu kadar dizi furyası yoktu ve 43-45 dakikaydı. Şimdi saat 20.00’de bir dizi başlıyor gece 24.00’de bitiyor. Her bölüm ortalama 1 saatten uzun. Böyle olunca her hafta bir film senaryosu çekilmek zorunda kalınıyor. Her hafta bir film senaryosu yazılması gerekiyor. Bu durum kaliteye yansıyor. Akıllara zarar bir çalışma temposu gerekiyor ve bu tempo kazalara, beden ve ruh yorgunluklarına neden oluyor. Üstelik bu çalışmanın karşılığında verilen paralar (kamera arkasından önüne kadar, ulaşımına kadar, malzeme kamyonlarına kadar) bu süre uzunluğuna paralel artmadı. Bazı firmalar ödemeyi bile yapmıyorlar, alamıyorsun. Bazı firma sahipleri “aman Ahmet olmazsa Mehmet, oda olmazsa Saffet (isimler sadece olayı anlatmak için kullanıldı) diyor. Nasılsa bu işe meraklı yetenekli – yeteneksiz, okullu ya da okulsuz herkes İstanbul’a geliyor. Sen de biliyorsun konu çok uzun. Kiminle konuşsan bu piyasadan üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri söyler.

Tiyatroya olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben 3 yıl Şehir Tiyatrosunda oynadım 3 ayrı oyunda, hep dolu salonlara oynadım elbette. Devlet Tiyatrolarının ve Şehir Tiyatrolarının biletleri ucuz ama özel tiyatroların ayakta kalması zor. Salon kiraları çoook fazla, dekor, kostüm, kira, sigorta gideri, vergi gideri derken özel tiyatro oyuncuların eline bir şey kalmıyor. Belediyelerin hemen hepsinin salonları var, bütçelerinde Kültür Sanat faaliyetleri için ayrılmış bir para var ama çoğu yerel yönetim bu Kültür faaliyetine ayrılan parayı tiyatroya vermektense tek şarkıyla şöhret olmuş birine vermeyi tercih ediyor (dedikodu değil gerçek) onlara bir gecede verilen ücrete en aşağı 10 tiyatro getirebilirler oysa… Elbette onlarda gelecek ama bu dengeyi sağlamak Belediye’deki Kültür Müdürünün dünya görüşüne bağlı, bu dengeyi sağlayan Kültür Müdürlükleri de var. Onlara teşekkür ediyorum.

Yer aldığınız en uzun soluklu proje hangisiydi ?

Dizi olarak “Olacak O Kadar” ve “Çılgın Bediş”.

Günümüzde genç jenerasyonu tiyatroya meraklı ve ilgili bir kuşak olarak görüyor musunuz?

Meraklısı çok fazlaydı Şehir Tiyatrosu oyunlarının. Özellikle bu oyunları takip edip öğrencilerini tiyatroya gönderen okul müdürleri ve öğretmenlerin olduğunu biliyorum. Bunun dışında kemikleşmiş denir ya öyle bir genç kesim var tiyatroları takip eden.

Sinan Bengier

Başarılı bir aktör olarak geçmişten bugüne yaşamınızda birçok anı biriktirmişsinizdir. Hiç unutamadığınız, zaman zaman aklınıza gelen bir anınızı bizlerle paylaşmak ister misiniz?

Çok fazla anı var elbet. 1970’li yılların başlarından 1980’lerin ortasına kadar tiyatronun üstünde baskıların çoğaldığı ve birçok oyunun sudan sebeplerle yasaklandığı yıllardı. Çok tiyatro ve sinema oyuncusunun nezarethanelerle, hapishanelerle ya da mahkeme salonlarıyla tanıştığı yıllardı. Ben yaşımdaki oyuncuların hemen hemen hepsinin bu yerlerden bir ikisine yolu düşmüştür (gülüyor). Oyunlarımızdan birine yine dava açılmıştı. Devlet büyüklerimizin avukatlarından (büyüklerinin haberlerinin olduğunu hiçbir zaman düşünmedim) babacan bir hakimin karşısındayız. Ankara’da hakim nüfus cüzdanımdaki bilgileri kontrol etti sorular sorarak… Sonra döndü mesleğin dedi, tiyatro oyuncusuyum dedim (gülüyor). Para kazanıyor musun dedi. Hayır, mahkemeye bile yürüyerek geldim dedim (gülüyor). Oğlum çalışıyorsun ama para kazanmıyorsun, sen deli misin dedi. Evet ama belli etmem dedim (gülüyor). Güldü… Birkaç soru daha sordu davayla alakası olmayan, okuduğum okulu, oturduğum semti, neden çok zayıf olduğumu falan, sonra “beraat” dedi (gülüyor).

Son olarak şunu sormak istiyorum Olacak O Kadardizisinde mizahın usta ismi Levent Kırca ile çalıştınız, Levent Kırca deyince aklınıza ne geliyor?    

Ankara Yenimahalle’den  arkadaşımdı, çok sık karşılaşır selamlaşırdık. Sonra yolumuz aynı sahneye düştü. İşinin adamı diye bir deyim var ya öyleydi. Çok iyi bilirdi işini; dekoruyla, kostümüyle ışığıyla yazımıyla… Sahne sempatisi çok fazlaydı, gülmeyi güldürmeyi severdi. O da asla ayağını dışarıdan çekmedi hep sokaklardaydı. Severdi sokakları. Ağır görünürdü ama çalışırken yorulmayan tiplerdendi. Etrafında kalabalığı severdi, o yüzden hep kalabalık oyunlar koydu tiyatrosunda… Her ölüm hep erkendir, erken gitti. Mekanı cennet olsun.

Röportaj: Mine Alpan


İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir