İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Stoacı İmparator

MS. 169-170 yıllarına tekabül eden eser İmparator Marcus Aurelius Antonius Augustus tarafından kaleme alındı. “Kendime Düşünceler” adlı eser, İmparator’un yanında taşıdığı bir defter gibi farklı farklı yerlerde yazıldığı biliniyor. Eser, stoacılığın temel kaynaklarından olarak günümüzde de önemini korumaktadır. Philosophus ünvanını almak, asıl görevi yönetmek olan biri için hiç kolay bir iş değildir. Her şeye sahip bir İmparator’un stoacı olması bir hayli ilginç.

Aurelius’un fikir dünyasının temeli doğa ve evren etrafında şekillenmiştir. Bugün dahi uygulamadığımız doğa bilinci insanoğlunun en kötü tümörüdür. Kendini ufaklı büyüklü her türlü yükseltinin tepesine koyan insanoğlu, doğanın ve evrenin bir parçası olduğunu idrak edemedi. Hırsların, yarışın, bencilliğin doruklarını yaşadığımız şu zamanlarda stoacı düşünceyi anlamak önemlidir. Felsefenin en büyük yararı; insanı, “manevi doygunluğa ulaşmış bir bireye” ulaştırmasıdır.

Doğa ile barışık olamayan insan, kendi özüyle çelişmektedir. Dolayısıyla bu ihanet onu birçok çıkmaza getirmektedir. Başarı hedefli olumsuz davranışlar, yararlı sonuçlar doğurmaz. Aurelius’a göre evrenin döngüsüne ve bilincine ayak uydurduğumuz an, başarı için de yollar açılmış olacaktır. Doğa kaynaklı düşünce; döngüyü, ölümü ve yenilenen hayatı işaret etmektedir. Dolayısıyla ün ve başarı hırsını veya unutulmama isteğinin anlamsızlığını da vurgulayan Aurelius, bu kaygıların insanın özgürlüğünü elinden aldığını söylemektedir.

Özgürlüğün kaliteli olabilmesi için birçok heves ve şekilciliğe dayanan sığ isteklerden kurtulmak gerekir. Bununla birlikte günü iyi değerlendirmek de önemlidir. Her günü dolu dolu geçirmek ve muhakkak kendine zaman ayırmak, kendini oluşturmanın temelidir. İstekler konusunu iyice irdeleyen Aurelius, bilgiye çıkan her türlü isteğin yararlı olduğunu söyler. Ayrıca doğaya uygun her istek insana da uyacaktır. Başkalarının etkisinde kalmamayı öğütleyen Aurelius, kendini gerçekleştirirken; özgürlüğe, anın kıymetine ve en önemlisi kendi ideallerinden vazgeçmemeye dikkat edilmesini söyler, ayrıca bu durum insanın kendine münhasır olması için temel koşullardır.

Doğanın işleyişinden esinlenen düşünce, her bir parçanın dişlisine verdiği yararı irdeler. Bu yarar insanın amacıdır. Dikkat edilmesi gereken insanın amacına uygun hareket edip etmediğidir. Aynı durum bütün işler için de geçerlidir. Bu bakış açısıyla hareket edildiğinde en ufak bir iş ile dahi uğraşan çalışanın ne yaptığından çok, nasıl ve ne kalitede yaptığı önemlidir. En ufak işten büyük bir işe bakacak olursak örneğin; eğitim, amacına uygun hareket ettiği sürece gelecekten kaygılanmamak gerektiğinin mesajını Aurelius, MS. 169-170 yıllarında vermiştir. Tabii biz bugün bu mesajı ne kadar anladığımız tartışılabilir.

İnsanların kendi doğalarına yararlı ve uyumlu olan şeyler için uğraşmalarına müsade etmemek ne anlayışsızca!

İnsanın gerçekleştirdiği eylemler toplum düzenine uygun olursa yararlıdır. Bu durumdan kasıt, insanın kendi doğası ile toplumun doğasında benzerlikler bulmaktır. Dolayısıyla kendi doğasına yararlı ve uyumlu olmayan bir eylemin toplumda da kabul görmeyeceği ileri sürülmektedir. Önce insanın sonra parçadan bütüne ilerleyerek toplumun kendi doğasına uygun ilerlemesi birçok sorunu ortadan kaldıracaktır. Tabii burada doğaya uygun hareket etmeyi tanımlamak gerekirse; Evren’in düzenine saygılı, onun bir parçası olduğunu bilen, bu döngüye katkı sağlamak için çalışan ve ayrıca bunları gerçekleştirirken kendi ideolojisini yitirmeyen bir tavır, şeklinde tanımlanabilir.

Yaşlanmayı ve ölümü eski bir dost gibi karşılayan düşünce; kabalığı, kibiri, düşmanlığı hoş karşılamaz. Kendine saygı duyan dolayısıyla başkalarına da saygı duyan bu yapı, bütüncül tavır içindedir. Bu tavır herkese ve her şeye saygı duymayı gerektirmektedir. Hatta bizzat kabalığa ve saygısızlığa maruz kalınması durumunda dahi, zarar vermekten kaçınmak tepkisiz kalıp uzaklaşmak ve bundan sonrasında hayata küsmemek öğütlenmektedir.

Filozofların, sanatçıların ve bilim insanlarının devlet adamlarından aşağı görülmediği bir toplum yapısını, çok uzun zamanlar öncesinde görebilirken şuan görememek, insanoğlunun gerilemesine örnektir. Bu yapı içerisinde İmparator’un da sanat ve düşünce dünyasıyla içli dışlı olması; çok güzel ve bulunduğu ortamın mümkün kıldığı bir örnektir. Tabii kendi topraklarımızda da birçok benzer lider örneklenebilir, lakin tarihsel hiyerarşiye bakacak olursak devlet adamı niteliğinde bir filozof bulmak Marcus Aurelius’u dikkat edilmesi gereken önemli bir isim haline getirmektedir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir