İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tabuları Reddeden Sapkın Çocuklar: Beat Kuşağı

Kazanamamışlık, bıkkınlık, özgürlük tutkusu ve uyuşturucu. Zen, varoluşçuluk, meteliksizlik, reddediş ve yol. Bunlar ve daha fazlası Beat’i, belki de Beat bizler için bu kavramları oluşturdu. Her şeyden önce ‘Beat Kültürü’ nasıl oluştu? Onları anlamak için eserlerinden önce, doğdukları ve büyüdükleri Dünya ve Amerika ortamına bakmak olumlu sonuçlar doğuracaktır. 

1920’ler ve 30’lar Amerikası

1920’lerde başlayan, özellikle 20’lerin ikinci yarısıyla da hat safhaya çıkan dönemler tüm dünya için şüphesiz ki sıkıntılı süreçlerdi. Bir dünya savaşı bitmiş, biten dünya savaşının getirdiği kıtlık ve sıkıntılar boy göstermekteydi. Derken bu süreçte 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı da boy gösterdi. İşte Beat şair ve yazarları, Etkisini 1930’lu yılların sonlarına kadar gittikçe katlanarak devam ettiren bu bunalım döneminde çocukluklarını ve gençliklerini geçirdiler. 

Dönemin durağanlığı, yoksunluğu ve diğer tüm sıkıntıları şüphesiz yaşayan her yaş kesimini etkilese de, özellikle dönemin çocuk ve genç neslini daha çok etkilemesi kesin bir durum. Hal böyleyken devam eden süreçte 2. Dünya savaşı ve bu büyük savaşın getirdiği sıkıntılar da tüm bunların üstüne binince yeni bir nesil ortaya çıktı.

Bir Şey Yapmalı!

Dönemin gençleri aslında süslü hayaller peşinde koşmaya devam ediyordu. Konformist yaşamın izinden giden bu toplumun arasından bir topluluk, bir nesil doğdu. Beat nesli özgür olmak istiyordu ve isyan ediyorlardı. Bohem yaşamaları için bir emek sarf etmiyorlardı ya da öyle davranmak için oyun oynamıyorlardı, bu onların içlerinden gelen bir şeydi. Bireysellik onlar için aslında birer kişisel özellikti. Kolektivizme kesinlikle inanmıyorlardı ve güvenmiyorlardı. Onların aslında inandıkları şeyler çok temel şeylerdi: Özgürlüğe inanıyorlardı ve rahatlamak istiyorlardı. Nedenleri bırakıp, nasıllarla ilgilenmek istiyorlardı. Biliyorlardı, Amerikan Rüya’sı bitmişti.

Bir başlangıç sayılmasa da ilk hareketlilik Columbia Üniversitesi’nde başlamış sayılabilir. Allen Ginsberg ve Jack Kerouac da bu üniversitedeydiler. Tarihler 1940’ları gösteriyordu. Edebiyat Topluluğu’nda bir grup genç, 1929’daki Bunalım sonrası ülkedeki işçilerin yaptığı gibi amaçsız ve hedefsizce demiryollarına ve otostop için otoyollara düştüler. Geçilen her eyalette, girilen her kitabevinde bu başkaldırı, bu uyumsuzluk pekişerek bir çığ gibi büyüdü.

Beat Kuşağı’nın Gelişimi ve Başlangıç

2. Dünya savaşından sonra dünya üzerindeki bloklaşma üst düzeye çıkmıştı ve devam da ediyordu. Bu bloklaşmanın, bloklaşmanın getirdiği katı devlet kurallarının ve toplum yaşantısının ortasında bir grup genç kendini edebiyatta buldu. Uyuma karşı reddediş gösteriyorlardı, yüksek bir sesle. 

Beat ismi ilk olarak Jack Kerouac tarafından 1948 yılında dile getirildi. Kelimenin kökeni hakkında birden fazla iddia mevcut. Norman Mailer “İşte bu Beat nesli” adlı yazısında kökeninin belirsiz olduğu, ama çoğu Amerikalı için kelimenin anlamının gayet açık bir şekilde “bitkinlik-tüketilmişlik” anlamına geldiğini aktarmıştır. 1950’li yıllarda “Hip” sözcüğü de “Beat” sözcüğü ile eşanlamlı olarak kullanılıyordu. Tabii anlam karmaşaları birkaç sözcükte de devam etti: Beatnik, Hippi, Hipster…

Beat Edebiyatı’nın halka inişi ise 1952 yılında Norman Mailer’in kalem aldığı, New York Times dergisinde yayınlanan “İşte Bu Beat Nesli” adlı yazısı ile oldu. Yükseliş ise burdan sonra büyük ivme kazanarak devam etti.

1955 yılında San Francisco’da “Six poets at the six gallery” adlı şiir gecesi düzenlenmiştir. Aslında bu şiir gecesinde bir devrim gerçekleşecekti. Amerika’nın Batı yakasında bir edebi nesil uyanacak ve Beat Edebiyatı kendi içerisinde patlama yaşayacaktı. O gece Howl (Uluma) okundu, çok büyük yankılar doğurdu. 1 sene sonra basıldı ve müthiş rakamlara ulaştı. Howl’dan bir sene sonra yani 1957 yılında Jack Kreouac’ın “On The Road”ı (Yolda) ve 1-2 sene içerisinde de William Burroughs’un Naked Lunch’ı (Çıplak Şölen) yayınlandı ve Beat edebiyatı tüm dünyayı dolaylı ya da dolaysız kavurmaya başladı.

ETKİLERİ

Tüm dünyayı kavuruyor olması aslında bir abartı değil. Çünkü Beat Edebiyatı sadece bir edebiyat olarak kalmadı. “Beat Jenerasyonu” altında edebiyat ve müzik başta olmak üzere sanatın her yönünü bir şekilde etkilemeyi başardı. Dönemin en ünlü müzik grubunun isminin de “The Beatles” olmasına şaşırmamalı. Beat kendine özgü “psikedelik/saykodelik” bir kültür yarattı. Özellikle Psikedelik Rock denilen alt kültür ile müziği etkilemeyi çok başardı. Jim Morrison, Jannis Joplin, Bob Dylan, The Rolling Stones ve Pink Floyd gibi sanatçı ve gruplar Beat Jenerasyonunun etkisinde kaldılar. Hatta Pink Floyd’un solisti olan Roger Waters, 17 yaşındayken Zen Budizmi’ni keşfetmek üzere Batı’dan Doğu’ya doğru yolculuğa çıkanlar arasındaydı. 

60’lı yıllardaki gençlik hareketleri, 20. Yüzyıla damgasını vurmuş 68 Kuşağı ve hippiler de Beat Kuşağı’ndan az ya da çok besleniyordu aslında. Neticesinde onlar, felsefik düşünebilen birer psikopatlardı. 

Beat’in felsefesi, yazarları ve şairleri Gazete Sanat’ta incelenmeye devam edecek. 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir