Press "Enter" to skip to content

Yetkin Yağçı: Kendime örnek olarak babamı alıyorum. Benim esin kaynağım rol modelim babam.

Elif Patan: Sanata nasıl ilgi duymaya başladınız? Değerli bir sanatçı olan babanız Necmettin Yağçı’nın sanata duyduğu tutku, sizin de sanata karşı bir tutku duymanızı sağlamış olabilir mi?

Yetkin Yağçı: Ailemdeki tüm bireylerin uğraş alanı “Sanat” olan bir ailede doğdum. Yaşıtlarım oyuncak bebek, araba veya oyuncak silahlarla oynarken ben babamın atölyesinde sanat objeleri ile oynuyordum. Diğer çocuklar parklarda oyun oyun oynarken, gezerken tozarken ben çamur teknesinde çamurla vıcık vıcık oynar kendimce babam gibi heykeller yapardım. Oyuncak arabalarım; tornavidalar, penseler, modelaj kalemleri, resim boyaları, tualler, çekiçler idi. Tiyatrolar, konserler, sinema salonları ve en önemlisi babamın fotoğraf makinası benim kendimi geliştirmeme neden oldu. Ayrıca ailemin zamanında sinema salonlarının olması, amcalarımın ressam olması, annemin çocukluğumdan beri hiç boş oturmadan üretmesi, babaannemin ut çalması, kardeşimin opera bölümünde okuması, akrabalarımın tiyatro, resim, heykel, grafik tasarımla uğraşması beni otomatik olarak sanata itti, sevdiğim ve yetenekli olduğum alana… Kameranın arkasından dünyaya bakmak, akan yaşamı, insanları gözlemlemek ve beyaz perdeye yansıtmak hep hayalim oldu. Ve hayalimi beyaz perde olmasa bile televizyon ve internete taşıdım. Heykel atölyesinin tozlu ortamında, resim boyası ve tiner kokulu resim atölyelerinde sürdü yaşamım ve ulaştığım nokta tutkum oldu. Böyle bir ortamda büyüdüğüm için ister istemez sanat hep yanımda oldu ve büyük bir tutkudur her zaman.

Karantina

9 yaşınızda Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü Heykel Yarışmasında Birinci oldunuz. Ardından neredeyse her yıl resim ve heykel üzerine düzenlenen yarışmalara katıldınız ve ödüller aldınız. İlerleyen yaşlarda Belgesel ve Kısa Film Yarışmalarına da katıldığınızı görüyoruz. Katıldığınız yarışmalar size, kendinizi geliştirme sürecinde ne gibi avantajlar sağladı?

Resim, heykel, tasarım, müzik vb tüm yarışmaların katılımcıya, sanatçıya çok faydasının olduğunu düşünüyorum. Çünkü; Ben resim yapmayı üreterek öğreniyorum. Yarışmalara katılarak kendimi geliştiriyorum. Mesela grafik tasarım konusunda örnek verirsem, kullandığım photoshop, Illustrator gibi programları bir eğitim almadan araştırarak, deneyerek kendi kendime öğrendim. Yarışmalara katılarak program bilgimi geliştirdim, tasarım kültürümü zenginleştirdim. Aynı şey kısa film ve fotoğrafta da geçerli. Bazı sanatçılar veya bazen sanatçılar durduk yere üretemiyor. Ama bir amaç olunca üretim süreciniz hem hızlanıyor hem de daha nitelikli işler üretmiş oluyorsunuz. Unutmadan, Güzel Sanatlar Fakültesine girmemde bana çocukken katıldığım resim yarışmalarının çok faydası oldu. Yarışmalara katılmamla daha sonra profesyonel yaşamda da proje üretmek bana çok basit gelmiş oldu. Çünkü kendimi bildim bileli yarışmalara katılıyorum, sergilere katılıyorum. Bazı sanatçılar yarışmalara katılmaya çekinir fakat benim böyle bir korkum yok bu yüzden çok avantajlı ve şanslıyım.  

Katıldığınız sergiler içerisinde en dikkat çekeni 2015 yılında “Baba-Oğul” Necmettin Yağçı ve Yetkin Yağçı Resim ve Heykel Sergisi. Sergi sürecinden bahseder misiniz? Babanızla birlikte ortak bir sergi planı nasıl ortaya çıktı?

Kendime örnek olarak babamı alıyorum. Benim esin kaynağım rol modelim babam. Babamla birlikte çalışıp daha sonra artık kişisel bir sergi açmam gerektiğini düşündüm. Tabi ki daha öncesinde babamla birlikte birçok karma sergide bulundum. Fakat kişisel olarak ilk sergimiz “Baba-Oğul” sergisiydi. Önümüzdeki süreçte bu sergiyi tekrarlamayı çok istiyorum.

“İndir O Elini” Belgeselinden Bir Kare

2019 yılında yönetmenliğini yaptığınız “İndir O Elini” Kadına Şiddet Belgeseliyle World of Woman Film Fair Middle East, Mama Afrika Film Festivali ve Newark IFF Youth Festivallerinde başarılı ödülleri aldınız. Kadın şiddetinin nedeni, şiddetin nedeni, şiddet sorununun temelinde yatan problem, bireyin yetiştirilme şekli, eğitim gibi pek çok konuya ışık tutarken “Kadın neden şiddete göz yumar?” sorusunu da sorarak önemli noktalara değindiniz. Sizce kadına şiddet sorununun temelinde yatan problem nedir?

Problem aslında çok fazla. Her bireyin uğradığı şiddet aslında farklı. Bence kadına şiddetin temel sorunu, eğitimsizlik ve yetiştirilme tarzı! Çocuklarımızı kadın, erkek gibi değil insan gibi yetiştirmemiz gerekiyor. Şiddet sadece fiziki olarak değil. Şiddetin her türlüsünden uzak duralım. Uzak duramıyorsak yardım alalım. Ben hayatımda birçok kez kadınlarımıza yapılan şiddete maruz kaldım ve bu olaylar beni çok fazla etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Kadınlarımıza yapılan bu şiddeti kendi olanaklarımla, becerimle bir film, fotoğraf ile topluma gösterme sebebim çok etkilenmiş olmam sanıyorum. Lütfen şiddete göz yummayalım. Sustuğumuz zaman elbet bir gün sonu kötü bitecek. Konuşmaya cesaretimiz olsun!

Karantina döneminde yaptığınız resimlerden bahseder misiniz? Esinlenme süreci nasıl gerçekleşti?

Karantina döneminde, birçok sanatçı gibi üretme imkanım oldu. Bu kapanmayı fırsata çevirmek istedim ve üretim sürecimden memnunum. Yaptığım resimler, çizimler insan odaklı. Karantina öncesi ve karantina zamanını değil sonrasını resmetmeye çalıştım. Genel konseptim “Sosyal Mesafe” oldu. Sosyal mesafeye dikkat eden ve dikkat etmeyen insanları resmetmeye çalıştım. Esinlendiğim televizyon ve internette gördüğüm kalabalıktı. Özellikle “10 Nisan Gecesi” sokağa çıkması yasağının ilan edildiği gece.. İnsanların marketlere, bakkallara akın ettiği gece beni çok etkiledi ve o gecenin resimlerime etkisi çok fazla.

Sosyal Mesafe

Sizce karantina dönemi insanın kendine yabancılaşmasıyla mı sonuçlandı yoksa böyle bir dönemde insan, kendine yabancılaştığını mı fark etti?

Önce insan kendini tanıdı ve kendini dinledi. İnsan kesinlikle kendine yabancılaşmadı zaten yabancı olduğunu fark etti.

İleriye dönük solo bir sergi planınız var mı?

Tabi ki var. Sanatçının her zaman ileriye dönük planları ve özellikle solo bir sergi planı olmalı. Neden üretiyoruz ki? Siz dünyanın en iyi marangozu olun, sanatçısı olun, avukatı olun, sizi kimse tanımıyorsa hiçbir önemi yok! Siz kendinizi göstermezseniz sizi kimse tanımazsa en iyi olmanın hiçbir anlamı yok. Bu yüzden ürettiklerinizi paylaşmanız göstermeniz çok önemli.

Son olarak Türkiye’de sanatın sahip olduğu konum üzerine ne düşünüyorsunuz?

En yetenekli ve başarılı sanatçılar bence ülkemizde. Bu yeni olan bir şey değil, uzun zamandır süregelen bir gerçek. Fakat bizim ülke olarak önceliğimiz özellikle toplum olarak sanat değil. Ülkemizde sanat, plastik sanatlar, batmak üzere olan bir dükkanın camına astığı “Zararına Satış, Kapatıyoruz” yazısı gibi. 😊 Bakış açım umarım doğru algılanır. Her sanatçı bireysel olarak elinden geleni yaptığı zaman ilerleyen süreçte ortaya güzel şeyler çıkacaktır. Umudumuzu kaybetmek yanlış olur. Birlikte bu krizi çözeceğimize inanıyorum, ama birlikte…

Röportaj: Elif Patan

Be First to Comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *