İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sıradanlar: Bir Şehrin İçinde Birbirine Değen Hayatlar

Şerafettin Kaya’nın yazıp yönettiği Sıradanlar, İstanbul’un Beyoğlu ve Fatih ilçelerinde kesişen hayatları, insanın kendisiyle ve toplumla kurduğu gerilimli ilişki üzerinden beyaz perdeye taşıyor. Görüntü yönetmenliğini Ulaş Zeybek’in üstlendiği film; suç, yalnızlık, aşk, işsizlik ve geçmişle hesaplaşma temalarını, insan ruhunun kırılgan noktalarına eğilen lirik bir anlatımla buluşturuyor.

Bir şehrin hikâyesi yalnızca caddelerinden, meydanlarından ve tarihî yapılarından ibaret değildir. Asıl hikâye, o şehrin içinde birbirine değmeden yaşayan, bazen aynı çıkmazda buluşan, bazen de kendi hayatının ağırlığı altında sessizce yol almaya çalışan insanlarda saklıdır. Şerafettin Kaya’nın yeni sinema filmi Sıradanlar, bakışını tam da bu görünmeyen alana çeviriyor. İstanbul’un Beyoğlu ve Fatih ilçelerinde çekimleri devam eden film, farklı yaşam deneyimlerine sahip insanların kesişen yollarından hareketle, sıradan kabul edilen hayatların ardındaki çatışmaları araştırıyor.

Kaya’nın yazıp yönettiği Sıradanlar, insanı yalnızca içinde bulunduğu koşullarla değil, o koşullar karşısında verdiği kararlarla da ele alıyor. Suç, aşk, yalnızlık, işsizlik, sanat ve geçmişle hesaplaşma; filmin dünyasında birbirinden bağımsız başlıklar olarak değil, karakterlerin yaşamlarını biçimlendiren iç içe geçmiş deneyimler olarak beliriyor. Toplumun dışında kaldığını hisseden insanlarla toplumsal beklentiler arasındaki mesafe, hikâyenin temel gerilim alanlarından birini oluşturuyor.

Film, izleyiciyi kolay cevapların bulunduğu bir dünyaya davet etmiyor. Bunun yerine, insanın kendisi olma arzusu ile hayatta kalmak için uyum sağlamak zorunda kaldığı düzen arasındaki çelişkiye bakıyor. Bir hayatı sıradan yapan nedir? Sıradanlar, karakterlerinin birbirine değen hikâyeleri aracılığıyla bu soruyu açık tutuyor.

Beş ayrı hikâyeden ortak bir insanlık hâline

“Sıradanlar”ın dünyası, farklı hayat deneyimlerine sahip beş karakterin çevresinde şekilleniyor.

Geçmişte uğradığı haksızlıkların öfkesini içinde taşıyan Namık, yaşadıklarının gölgesinden çıkmaya çalışırken kendi geçmişiyle hesaplaşmanın ağırlığını da taşıyor. Ailesinin kendisi için çizdiği hayatı reddeden Yıldız, sokakta resim yaparak özgürlüğünü kendi koşulları içinde kurmaya çalışıyor. Meliha, bütün zorluklara rağmen müzisyen olma hayalinin peşinden gidiyor. Yetiştirme yurdundan ayrıldıktan sonra kendi yaşamını kurmaya çalışan Salih, şiirleri ve fanzinleriyle kendisine başka bir dünya yaratıyor. Yunus ise suçun içinde var olma ve hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Bu karakterlerin her biri, başka bir biçimde aynı soruyla karşı karşıya: İnsan, kendisine sunulan hayatın dışına çıkıp kendi yolunu çizebilir mi?

Namık’ın geçmişiyle kurduğu ilişki, Yıldız’ın özgürlük arayışı, Meliha’nın müzik tutkusu, Salih’in sözcüklerle kurduğu dünya ve Yunus’un hayatta kalma mücadelesi, farklı kişisel hikâyeler gibi görünse de aynı toplumsal gerçekliğin içinde buluşuyor. Karakterler arasındaki dostluk, aşk ve dayanışma ilişkileri gelişirken ekonomik zorluklar, geçmişten taşınan yaralar ve sertleşen çatışmalar da bu ilişkileri sınamaya başlıyor.

Film, karakterlerini iyi ya da kötü gibi kesin sınıflara yerleştirmekten çok, onları o noktaya getiren koşullara bakmaya yöneliyor. Bu yaklaşım, anlatının merkezine insanın çelişkilerini yerleştiriyor. Herkesin bir geçmişi, bir savunma biçimi ve kendisine anlatmakta zorlandığı bir hikâyesi var.

“Sıradanlar”ın asıl sorusu da burada beliriyor: Sıradan bir hayat, insanın kendisini güvende hissedebileceği bir sığınak mı, yoksa onu kendi özünden uzaklaştıran düzenin içinde kalmanın başka bir adı mı?

Şiirden sinemaya uzanan bir anlatı arayışı

Şerafettin Kaya’nın sanat yolculuğu, tek bir disiplinin sınırları içinde ilerlemiyor. Ordu’nun Ünye ilçesine bağlı Gölceğiz köyünde doğan Kaya, askerî eğitim ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki görevinden sonra edebiyatın ve sanatın farklı alanlarına yöneldi. Şiirleri ve yazıları çeşitli dergilerde yayımlandı; editörlük yaptı, televizyon programları hazırladı, tiyatro metinleri yazdı, oyunlar sahneledi ve sinemada oyuncu olarak da yer aldı.

Edebiyat dünyasındaki çalışmalarının yanı sıra yayımlanmış kitapları arasında Kendimleyim, Bensiz Tanrı, Katilim Yalnızlığımı Öldürdüm, Yetişin Komşular Terk Edildim ve İtibarsız Adam bulunuyor. Kaya’nın şiir ve fotoğrafı bir araya getiren çalışmaları da onun farklı ifade biçimleri arasında kurduğu ilişkinin bir parçası.

Yazar, şair, oyun yazarı, tiyatro ve sinema oyuncusu, senarist ve yönetmen kimliklerini bir arada taşıyan Kaya için anlatma eylemi, farklı sanat disiplinlerinin kesiştiği bir alan niteliğinde. Şiirin yoğunluğu, tiyatronun insanla doğrudan karşılaşma imkânı ve sinemanın görsel anlatımı, onun sanat yaklaşımını değerlendirmek açısından önemli bir çerçeve sunuyor.

Kaya, sinemaya yaklaşımını şu sözlerle ifade ediyor:

“Derdim hiçbir zaman film çekmek olmadı. Anlatılmak istenenleri anlatma çabası oldu.”

Bu sözler, “Sıradanlar”ın çıkış noktasını anlamak için de bir anahtar niteliği taşıyor. Film, yalnızca olayların birbirini takip ettiği bir hikâye kurmak yerine, karakterlerin iç dünyalarında birikenleri ve dile getirmekte zorlandıkları duyguları görünür kılmaya çalışıyor.

Kaya, film yapım sürecini uzun bir yolculuğa benzeterek kendisini “muavinsiz uzun yol otobüsü şoförü” olarak tanımlıyor. Ardından eklediği “Ama hedefe varmak çok önemli” cümlesi, bir sanat eserini hayata geçirmenin güçlüklerine rağmen anlatılmak istenenden vazgeçmeme iradesini de düşündürüyor.

Yönetmenin anlatımında şiirselliğe yaptığı vurgu ise filmin karakterleriyle doğrudan ilişkili. Kaya, bu tercihini şöyle açıklıyor:

“Kurduğumuz her replik bir şiir gibi. İç dünyamızı dışarı atmak çok zor. Filmin içindeki o çıkmazı anlatmak için lirik bir dil kullandım.”

İnsanın kendi iç dünyasını dışarıya aktarmakta yaşadığı güçlük, “Sıradanlar”ın temel meselelerinden biri olarak okunabilir. Karakterlerin söyledikleriyle hissettikleri arasındaki mesafe, geçmişlerinden taşıdıkları yükler ve kendilerine bir çıkış yolu bulma çabaları, hikâyenin duygusal zeminini oluşturuyor.

Önceki filminden gelen festival başarısı

Şerafettin Kaya’nın sinema çalışmalarında uluslararası bir festival başarısı da bulunuyor. Senaryosunu yazıp yönettiği Ben İyi Biri Olmadan Önce, 2020 yılında Uluslararası 9. Paris Play Film Festivali’nde En İyi Film ödülüne layık görüldü. Festivalde 25 ülkeden 79 film yer almıştı.

İnsanın iyilik ve kötülük kavramlarıyla kurduğu ilişkiyi sorgulayan önceki filmin ardından “Sıradanlar”, yine bireyin iç çatışmalarına ve toplumsal hayatla kurduğu ilişkiye odaklanıyor. İki yapım arasında doğrudan bir devamlılık bulunduğunu söylemek yerine, insanın çelişkilerine yönelen ortak bir anlatma ilgisinden söz etmek mümkün.

Kaya’nın tiyatro, edebiyat ve sinemada sürdürdüğü üretim, “Sıradanlar”ın arkasındaki yaratıcı birikimin önemli parçalarını oluşturuyor. Filmin nasıl bir sinema diliyle tamamlanacağı ve karakterlerinin seyirciyle nasıl bir ilişki kuracağı ise yapımın merak edilen yönleri arasında.

Görüntünün ardındaki deneyim: Ulaş Zeybek

Filmin görüntü yönetmenliğini üstlenen Ulaş Zeybek, sinema eğitimini Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-Televizyon bölümünde tamamladı. 1994 yılında başladığı eğitim sürecinde Memduh Ün, Halit Refiğ, Duygu Sağıroğlu ve İlhan Arakon’un atölyelerine katıldı; 2002 yılında mezun oldu.

Meslek hayatına yönetmen yardımcılığı ve kamera asistanlığıyla başlayan Zeybek, sinema, televizyon, reklam ve müzik klibi projelerinde yerli ve yabancı yönetmenler ile görüntü yönetmenleriyle çalıştı. Kamera asistanı olarak görev aldığı yapımlar arasında Vizontele, 16 mm formatında çekilen Sır Dosyası televizyon dizisi ve National Geographic için hazırlanan İslam: İnanç İmparatorluğu projesi bulunuyor.

2002’den itibaren yönetmen ve görüntü yönetmeni olarak da çalışan Zeybek, uzun metrajlı filmlerden televizyon dizilerine, reklamlardan müzik videolarına uzanan geniş bir alanda üretim yaptı. 2005 yılında Pardon filmiyle görüntü yönetmenliğine başladı. Aynı yıl Ziyaret filmiyle Marmara Üniversitesi 7. Kısa Film Festivali’nde En İyi Görüntü Yönetmeni ödülünü kazandı. 2011’den itibaren Digital Film Academy’de sinematografi dersleri de verdi.

Bu deneyim, “Sıradanlar”ın görsel anlatısı açısından önemli bir arka plan sunuyor. Hikâyenin geçtiği Beyoğlu ve Fatih, yalnızca birer çekim mekânı değil; farklı yaşam biçimlerinin, tarihsel katmanların ve toplumsal karşılaşmaların aynı şehir dokusu içinde var olduğu alanlar. Görüntünün bu dünyayı nasıl kuracağı, karakterlerin ruh hâlleriyle mekân arasındaki ilişkinin nasıl şekilleneceği, filmin anlatımında belirleyici unsurlar arasında yer alacak.

Farklı sanat deneyimleri aynı kadroda

“Sıradanlar”, farklı oyunculuk deneyimlerini bir araya getiren kadrosuyla da dikkat çekiyor. Filmde Hacı Ali Konuk, Volga Sorgu, Gül Gülsün Yıldız, Suat Arıkan, İbrahim Sevinç, Tankut Kılınç, Kübra Yüksel, Yağmur Bulut, Mustafa Halid Hamarat, Göksel Ener, Müge Karataş, ve Şerafettin Kaya rol alıyor.

Kadroda yer alan isimlerin farklı sanat geçmişleri, filmin çok karakterli yapısına ayrı bir boyut kazandırıyor. Opera sanatçısı ve ressam Suat Arıkan, yarım asrı aşan sanat yolculuğuyla farklı disiplinler arasında üretim yapan isimlerden biri. Volga Sorgu’nun filmografisinde Sır Çocukları, Barda, Kader ve Kırık Midyeler gibi yapımlar yer alıyor.

Tiyatro, sinema ve televizyon çalışmalarını birlikte sürdüren Hacı Ali Konuk, Müjdat Gezen Sanat Merkezi ve Levent Kırca Tiyatrosu’nda oyunculuk eğitimi aldı; televizyon izleyicisinin hafızasında özellikle Seksenler dizisindeki Bekçi Bekir karakteriyle yer edindi. Hacettepe Üniversitesi mezunu olan Gül Gülsün Yıldız ise Sadri Alışık Tiyatrosu’ndaki çalışmalarının yanı sıra 2022 Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri’nde En İyi Çıkış Yapan Kadın Oyuncu ödülünü kazandı.

Oyuncu ve yönetmen İbrahim Sevinç, oyunculuk eğitimini Rüştü Asyalı ile çalışarak tamamladı. Perde Sanat Tiyatrosu’nun kurucu ekibinde yer alan Sevinç, tiyatronun yanı sıra sinema ve kısa film çalışmalarını da sürdürüyor. Başrolünde yer aldığı Nereye kısa filmindeki performansıyla uluslararası festivallerde En İyi Erkek Oyuncu ödüllerine layık görüldü.

Oyuncuların deneyimleri ve farklı sanat alanlarından gelen birikimleri, “Sıradanlar”ın insan hikâyelerini merkeze alan yapısında buluşuyor. Her karakterin kendine özgü geçmişi ve çatışması, anlatının bütününde daha geniş bir toplumsal tablonun parçasına dönüşüyor.

Görünmeyen hayatlara yakından bakmak

İstanbul’un kalabalığı içinde yolları kesişen karakterler, yalnızca birbirlerinin hayatlarına dokunmuyor; kendi geçmişleriyle, arzularıyla ve içinde yaşadıkları düzenle de yüzleşiyor. Sıradanlar, suç, yalnızlık, aşk, işsizlik ve dayanışma gibi temaları bireysel hikâyelerin sınırları içinde bırakmayarak daha geniş bir toplumsal çerçevede ele alıyor.

Filmin anlatı dünyasında asıl mesele, insanları yalnızca yaptıklarıyla ya da içinde bulundukları koşullarla değerlendirmek değil; o davranışların gerisinde biriken hayatları da görebilmek. Her karakterin kendine özgü çıkmazı, insanın hem kendi seçimleriyle hem de kendisine çizilen sınırlarla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağırıyor.

Sıradanlar, kolay cevaplar vermek yerine farklı hayatların kesiştiği noktalarda sorularını açık tutuyor. İnsan, içinde yaşadığı düzenin kendisine biçtiği rolle kendi olmak istediği kişi arasındaki mesafeyi kapatabilir mi? Film, bu sorunun peşinden giderken seyirciyi yalnızca başkalarının hikâyelerine bakmaya değil, kendi hayatında sıradan kabul ettiği şeyleri de yeniden düşünmeye davet ediyor.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir