İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dr. Hülya İskenderoğlu Bahat Yeni Kitabı “Müminizm”i Anlatıyor

Kuran’ın birçok mealini okuyarak, Hindistan, Nepal, Bali, Kudüs, Göbeklitepe gibi yerlerde dinler üzerine gözlemler yapmışsınız. Tüm bu deneyim ve bilgiler doğrultusunda bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Bugün dünyanın dört bir yanında çatışmaların, uzlaşmazlıkların ve büyük sarsıntıların arttığını gözlemliyorum. Ortadoğu kan gölüne dönmüş, yükselen Uzakdoğu’nun sıkıntıları var, Batının kibirli refah toplumları da kendi sorunlarıyla boğuşuyor. Bu kaotik ortamda insanlar ya inançtan tamamen uzaklaşıyor ya da batıl inançlara yöneliyor. En üzücüsü ise, dinlerin birleştirici olması gerekirken, insanları daha da ayrıştırması.

Ben de bu tabloya bakarak, bir yandan tepkisel bir reddedişle, diğer yandan da kör bir kabullenişle sıkışıp kalmış gençleri ve toplumları düşündüm. Kuran’ın birçok mealini okuyarak, Hindistan, Nepal, Bali, Kudüs ve Göbeklitepe gibi farklı kültür ve inanç merkezlerini gezerek edindiğim deneyimler, tüm bu dinlerin aslında tek bir zincirin halkaları olduğunu ve bütünün parçaları olduğunu fark etmemi sağladı.

Bu kitabı yazmamdaki asıl motivasyon, insanları korkutmalar ve kısıtlamalar yerine, ortak paydalarda buluşmaya davet etmek. Doğu felsefesindeki Taoculuk, Yahudilikteki Kabala, İslam’daki Tasavvufi ve Bektaşi yorumları gibi sistemlerin, dinlerin üstünde “Mümin İnsan” olmayı hedef alması beni çok etkiledi. Bu felsefeler, iyi bir Müslüman, Hristiyan ya da Yahudi olmanın ötesinde, insanların birbirine yakınlaşmasını ve daha iyi anlamasını kolaylaştıran bir köprü görevi görüyor.

Dünya var olduğundan beri hayatımızda önemli bir yeri olan olgu din ise hurafelerden ve dayatmalardan arındırılıp, sadece ibadetlerden ve ritüellerden ibaret olmaktan çıkarılıp, asıl dinin güzel ahlak olduğunu hatırladığımızda insanlığa gerçekten hizmet edebilir. Bu kitap, dinin içindeki bu evrensel ve temel değerleri ön plana çıkarmayı amaçlıyor.

Kitapla amacım, kimseyi incitmeden, iddialı bir dil kullanmadan, sadece kendi anladıklarımı paylaşmak ve insanları kendi bakış açılarını bulmaları konusunda cesaretlendirmek. İnsanlığı gök kubbe altında büyük bir aile olarak görüyorum ve inancım o ki, birimizin acısı eninde sonunda hepimizin canını yakacaktır. Umarım bu kitap, gelecekte yaralarımızı beraber sarabilmemiz için küçücük de olsa bir el olur ve ‘Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.’ hadisinin ruhunu yansıtır.

“Müminizm: Kamil İnsan Olmaya Davet” adlı eserinizde okuyucuları neler bekliyor? Kamil insan kavramını biraz açar mısınız?

Müminizm: Kamil İnsan Olmaya Davet” adlı eserimde okuyucuları, sorgulamaya, hurafelerden ve dayatmalardan arındırmaya ve dinin özünü bilimsel bir bakış açısıyla yeniden keşfetmeye yönelik bir düşünce yolculuğu bekliyor. Bu kitap, geleneksel dini kabullerin ötesine geçerek, okuyucuyu ‘kamil insan’ olma yolunda rehberlik etmeyi amaçlıyor.

Kamil insan, sadece ritüellerle yetinmeyen, kendini ve evreni anlamaya çalışan, bilimi ve inancı birleştiren kişidir. Bu, tasavvuftaki “hamdım, piştim, oldum” sürecini ifade eder. Bu süreç, kamil insanlığa giden yolun anahtarıdır. Kitap, kamil insanı sadece dini metinlere bağlı kalarak değil, aynı zamanda batıldan uzaklaşıp Yaradan’ın bütün bilimlerini okuyup, araştırarak tekamül eden kişi olarak tanımlıyor.

Okuyucular, kitapta bilim ve inancın nasıl iç içe geçtiğini görecekler. Bilimsel buluşlar, Kuran’da önceden bildirilen birçok konuyu anlamamızı kolaylaştırıyor. Dinin ve bilimin, insanlığın atardamarını tıkayan pıhtıları temizlemede bir arada çalışabileceğini savunuyorum. Kitapta, bugün “mucize, sır, giz” olarak adlandırdığımız pek çok konunun, yarın bilimin konusu olmaya aday olduğunu anlatıyorum.

Bu kapsamda, okuyucuları bilmedikleri birçok soruyla yüzleştiriyorum: Göbeklitepe’deki semboller ne anlatıyor? İnsanlık yerleşik hayata inançla mı geçti? Ruh nedir? Reenkarnasyon Kuran’da var mı?

Tüm bu sorular, Kuran’ı esnek bir bakış açısıyla okumaya davet ediyor. “Müminizm”, doğru bilinen yanlışları ve yanlış bilinen doğruları sorgularken, ritüel ve ibadetlerden çok, güzel ahlaklı olmayı temel bir öğreti olarak sunuyor. Okuyucular, bu eserle sadece dini metinleri değil, aynı zamanda kendilerini, evreni ve Yaradan’ı daha derinlemesine anlama fırsatı bulacaklar.

İlk kitabınız “Hikayelerle Hayat Terapisi” de bireysel iyileşmeye odaklanırken “Müminizm” ile bu kez toplumsal iyileşmeye ışık tutuyorsunuz. İyileşmeye giden yolda kitap okuyucularına neler anlatıyor?

Bu kitapta, okuyucularıma iyileşmenin tek bir yolu olmadığını anlatıyorum. Din ve bilimin iki ayrı yol gibi görünse de aslında bilinmeyene doğru ilerleyen, aynı kapıya çıkan iki yol olduğunu gösteriyorum. Tıpkı fil hikâyesindeki gibi bütünü anlamak için hem temiz inançla güzel ahlakın rehberliğine hem de bilimin ışığına ihtiyacımız var.

Kuran’ı okuduğumda gördüm ki ilahi kitaplar sadece yazılı bilgiler değil, aynı zamanda şifa veren formüller içeriyor. Bir de Yaradan’ın bilim insanlarınca keşfedilmeyi bekleyen formülleri var. Fizikten matematiğe, biyolojiden kimyaya kadar her buluş, bizi Yaradan’ın bilimsel kelamına yaklaştırıyor. Bugün anlam veremediğimiz, “mucize” ya da “sır” dediğimiz pek çok şey, gelecekte bilimin konusu olacak.

Kitabın ana mesajı, iyileşmenin sadece ritüel ve ibadetlerden ibaret olmadığıdır. Toplumun iyileşebilmesi için önce doğru bilinen yanlışları, yanlış bilinen doğruları ortaya çıkarmalıyız. Asıl din, kuru kurallara uymak değil, güzel ahlaklı olmaktır.

Kuran’da tekrar tekrar vurgulanan anahtar bilgiler var: Batıldan uzaklaşıp gerçek bilginin peşine düşmek, en yakınımız bile olsa adaletten sapmamak, kamu malına hileyle el uzatmamak, her alanda kötülükle mücadele etmek ve barışa, hayra yönelik davranışlarda birbiriyle yarışmak.

İyileşmeye giden yolda okuyucularımı bekleyenler; sorgulayan, araştıran, bilimle inancı bütünleştiren ve en önemlisi güzel ahlakı yaşamın merkezine koyan bir düşünce pratiğidir. Çünkü ancak bu şekilde hem bireysel hem de toplumsal olarak iyileşebiliriz.

Kur’an’ın “tüm dinlerin üstüne ‘müminlik felsefesi’ni yerleştirdiğini” belirtiyorsunuz. Bu felsefenin temel prensipleri nelerdir ve günümüz dünyasında nasıl bir karşılığı olabilir?

Kur’an’ın, sadece yeni bir dinin ötesinde, tüm dinleri kapsayan ve evrensel bir yol haritası sunan bir “müminlik felsefesi” ortaya koyduğunu düşünüyorum. Bu öğreti, Müslümanlık dahil olmak üzere bütün inanç mensuplarını içine alarak, insanlığı daha yüksek bir bilinç seviyesine davet ediyor.

Temellerini Kur’an dan alan ve günümüz dünyasının karmaşık sorunlarına yanıt verebilecek Müminizm felsefesinin bazı prensipleri şunlardır: ilk olarak, bu felsefe batıldan uzaklaşarak bilimselliği temel alan, evrensel bilgilere açık bir inancı savunur. Yani Müminizm, ilahi olanı akıl ve bilimle birleştiren bir çağrıdır.

İkinci olarak, Müminizm dinler üstü bir yol haritası sunar. Bu, sadece ibadetlerle ve ritüellerle sınırlı kalmayan, insanların ortak insani değerlerde ve vicdani sorumluluklarda birleşmesini amaçlayan bir yaklaşımdır.

Üçüncü olarak, Müminizm’in en kritik prensiplerinden biri samimi öz eleştiridir. Kamil insan olma yolculuğu, bireyin kendi yapıp ettiklerini dürüstçe sorgulamasından, kendini kayırmadan adil bir muhakeme yapmasından geçer. Dördüncü ve belki de en acil olan prensip ise ortak noktalarda birleşme çağrısıdır. Müminizm, tüm dinlerin ve mensuplarının, yüzyıllardır süregelen çekişmeleri ve çatışmaları bir kenara bırakıp, barış ve anlayış ekseninde bir araya gelmelerini savunur.

Bu felsefe, 21. yüzyılın zorlayıcı koşullarında büyük bir karşılık bulabilir. “Müminizm ile el ele vermiş bilimsellik” yaklaşımı, inancını bilimle sorgulamaktan çekinmeyen, eleştirel düşünebilen, aynı zamanda ahlaklı ve vicdanlı bireylerin yetişmesini sağlayacak toplumsal bir temizlenme süreci başlatabilir. Böylece insanlık, enerjisini anlamsız çekişmelere harcamak yerine, gerçek sorunlarına odaklanabilir. Bu sayede hem bireysel hem de toplumsal düzeyde daha aydınlık, daha barışçıl ve daha anlamlı bir geleceğe doğru ilerleyebiliriz.

Farklı inançların pratiğini yerinde gözlemlemiş biri olarak, dinlerin ortak paydasını nerede görüyorsunuz?

Hekimlik mesleğimde pozitif bilimle uğraşırken varoluşun bütün boyutlarına duyduğum büyük ilgi beni kutsal metinleri incelemeye, araştırmaya götürdü. Kuran’ın birçok mealiyle birlikte Zebur, Tevrat, İncil gibi ilahi kitapların meallerini okudum; Budizm ve Hinduizm gibi kadim öğretileri inceledim. Bu süreçte edindiğim en önemli çıkarım, dinlerin ortak paydasının ne ritüeller ne de kurallar olduğu, asıl amacın insanlığın iyileşmesine hizmet etmek olduğudur.

Hindistan’dan Nepal’e, Kudüs’ten Göbeklitepe’ye uzanan gözlemlerimde, farklı inançların pratiklerindeki çeşitliliği yerinde gördüm. Ancak tüm bu farklılıkların altında yatan ortak bir öz olduğunu fark ettim. Bu ortak öz, ‘güzel ahlak’ ve ‘kamil insan’ olma yolculuğudur. Kur’an’ın ‘Arapça Oku’ diye değil, sadece ‘Oku’ diye başlaması, bu çağrının tüm insanlığa yapıldığının en büyük göstergesidir. İnsanları ayrıştıran teferruatlar değil, birleştiren evrensel değerlerdir.

Dolayısıyla, dinlerin ortak paydası, insanı, her türlü batıl inanç ve yanlış pratikten arındırarak, vicdanlı, ahlaklı ve erdemli bir varlık olma hedefine yönlendirmesidir. Tüm dinler, aslında insanlığın iyileşme ve tekamül yolculuğuna ışık tutar.

Kitap, hurafelerden arınmış bilimsel temellere dayanan saf bir bakış açısıyla dinler konusuna açıklık getiriyor. Din ve bilim arasındaki gerçek ilişki nedir ? Kitapta nasıl yorumluyorsunuz?

Varoluşun her boyutuna yönelik yaptığım çalışmalar, din ve bilimin sanıldığı gibi zıt kutuplar olmadığını aksine aynı gerçeği farklı yollarla arayan iki tamamlayıcı alan olduğunu gösterdi. Benim için bilim, Yaradan’ın bilimsel kelamının keşfedilmesidir. Bilim insanlarının bulduğu her yeni formül, evrenin işleyişini daha iyi anlamamızı sağlayarak, ilahi olana duyduğumuz saygıyı artırır.

Kitapta, bugün ‘mucize’ veya ‘sır’ diye adlandırdığımız pek çok konunun, gelecekte bilimin konusu olabileceğini anlatıyorum. Bu durum, inancımızı sarsmaz, aksine derinleştirir. Zira Kur’an’ı sadece ‘düz mantıkla’ okuyamayacağımızı, onu bilimsel ve açık bir zihinle değerlendirmemiz gerektiğini savunuyorum. Bu kitap, din ve bilim arasındaki yapay duvarları yıkıp, her ikisinin de aydınlatıcı gücünden faydalanarak daha kapsamlı bir anlayışa ulaşmanın mümkün olduğunu gösteriyor.

Kur’an’daki ayetlerin tekrar etmesini “anahtar bilgiler” olarak yorumlamanız oldukça ilgi çekici. Kur’an’ın, anahtar ayetleri tekrar ederek okuyucusuna tam olarak neyi vurgulamayı amaçladığını düşünüyorsunuz?

Kur’an’ın bazı ayetleri sık sık tekrar etmesi, benim için dinin ruhunu ve asıl vurgulamak istediği konuları işaret ediyor. Bu tekrarların rastgele değil, bilinçli bir öğretim tekniğiyle, dinin ‘anahtar bilgilerini’ pekiştirmek için yapıldığını düşünüyorum.

Kur’an, bu anahtar ayetlerle bize, klasik anlamda öğretilen ibadetlerden çok daha fazlasını önceliyor. Mesela, kelime-i şahadet ve namaz gibi şartlar elbette önemli olsa da Kur’an’da bilimin ve gerçek bilginin peşine düşülmesi, barışın peşinde koşarak faydalar üretilmesini adaletin ve hakkaniyetin en yakınlarımıza karşı bile şaşmadan sağlanması, kamu mallarının korunması ve her türlü kötülükle, çirkinlikle ve yanlışla hakkaniyetli şekilde mücadele edilmesi, gibi konular çok daha sık vurgulanıyor. Yine aynı şekilde, temiz bir inançla barışa ve hayra yönelik davranışlarda insanların birbiriyle yarışması gerektiği de defalarca öne çıkarılıyor. Bu tekrarlar, dinin özünün bu evrensel ahlaki ve toplumsal değerler olduğunu gösteriyor.

Kitabımda da bahsettiğim gibi, bu anahtar ayetler, Kur’an’ın ‘örtülü’ kalmış diğer ayetlerini doğru anlamamız için bir anahtar görevi görüyor. Eğer Kur’an’ı bütün zamanlara ışık tutan evrensel bir metin olarak okumak istiyorsak, tarihsel ve dönemsel ayetleri anahtar ayetler vasıtasıyla evrensel ayetlerden ayırt edebiliriz Tarihsel, süreçsel ayetler, kendi zamanlarına yönelik sınırlı dönemler için çözüm önerileri ve kurallar getirirken, anahtar ayetlerin doğrultusunda ki evrensel ayetler ise sonsuz zamanlar için çözümler sunmaktadır. Kur’an, tekrar ederek bize bir nevi pusula veriyor ve bu pusula, bireyden başlayarak tüm insanlığın içinde bulunduğu karanlıklara umutla ışık tutmamız için el uzatmamız gerektiğini fısıldıyor.

Kitabınızı hala okumamış olanlar için kitabınız hakkında neler söylemek istersiniz?

Kitabımı henüz okumamış olanlar için şunu söyleyebilirim: Bu, bir din dersi kitabı değil; din, bilim ve ahlak arasındaki köprüleri yeniden inşa etmeye çalışan bir düşünce davetiyesidir. Amacım, dini hurafelerden ve dayatmalardan arındırarak, onu sadece ibadet ve ritüellerden ibaret olmaktan çıkartıp, özüne yani güzel ahlaka ve kâmil insan olma hedefine taşıyan bir yol haritası sunmak.

“Müminizm”, insanı korkutan değil, cesaretlendiren; ayrıştıran değil, birleştiren bir inanç felsefesidir. Kitabımı okuyanlar hem kendi inançlarını hem de yaşadıkları dünyayı daha sorgulayıcı, daha birleştirici ve daha umut dolu bir gözle görme fırsatı bulacaklar. İnanıyorum ki, din ve bilimin el ele yürüdüğü bu yolda, insanlık için daha aydınlık bir gelecek mümkün olacaktır.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir