İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Elif Tan: Feraye, bir kadının kendi sesini bulma hikâyesi

Türkiye’de binicilik dünyasını merkezine alan ender romanlardan biri olan FERAYE, psikolojik derinliği, sürükleyici kurgusu ve güçlü karakterleriyle okurlardan gördüğü yoğun ilgi üzerine kısa süre içinde ikinci baskısını yaptı! Türk edebiyatının en çok okunan ve tanınan yazarlarından bir olan Nermin Bezmen’den aldığı yazarlık eğitimiyle ilk romanını yazarak edebiyat dünyasına adım atan Elif Tan, aşkın insanı dönüştüren, yıpratan ve yeniden ayağa kaldıran yönünü etkileyici bir anlatımla ele alıyor. Biz de yazar Elif Tan ile FERAYE üzerine konuştuk.

-Öncelikle sizi tanımayan okurlarımız için soralım. Elif Tan kimdir?

1977 İzmit doğumluyum. Üniversite eğitimi sonrası  çeşitli ulusal gazete ve dergilerde yazar olarak çalışsam da kariyerime sigortacılık sektöründe devam ettim. Evliyim, bir kızım var. Hayatımda kitapların, yazının ve biniciliğin her zaman özel bir yeri oldu. İlgi alanlarımdan beslenerek kurguladığım ilk romanım Feraye geçtiğimiz temmuz ayında yayımlandı.

-Yazarlığa uzanan yolculuğunuz nasıl şekillendi?

 Kitap okumak ve yazmak, hayatımın ayrılmaz bir parçasıydı. Gençlik yıllarımda bu ilgimi mesleğe dönüştürme imkânım da oldu. Ancak şehir değişikliği, evlilik ve ardından annelikle birlikte bambaşka bir yolda yürümeyi seçtim. Yazma isteğim ise hep benimle kaldı.

İnsan ilerleyen yaşlarında geçmişte ertelediklerine, iki seçenek arasında kalıp geride bıraktığı ihtimallere yeniden dönüyor. Ben de kendi hikâyelerimi anlatma isteğime kulak verdim; yazmaya duyduğum ilgiyi eğitimle ve çalışmayla besledim. Feraye, bu yolculuğun okurla buluşan ilk meyvesi oldu.

-Yazarlık yolculuğunuzda Nermin Bezmen’in önemli bir yeri olduğunu biliyoruz. Yollarınız nasıl kesişti?

Nermin Hanım çok severek okuduğum yazarlardan biriydi. Aramızdaki ilk bağ, 2004 yılında bir okuru olarak kendisine yazdığım e-postalarla kuruldu. Okuduğum her romanının ardından, duygularımı ve beğenilerimi paylaşırdım. Yazdığım mesajlara her seferinde büyük bir tevazu ve içtenlikle yanıt verirdi. 2011 yılında, yaşadığım şehirde düzenlenen bir ödül gecesinde Nermin Hanım’a plaketini takdim etme mutluluğunu yaşadım. Bu sayede yüz yüze tanışma fırsatımız da oldu.

Yıllar içinde aramızda gelişen bu bağ, 2019 yılında Nermin Hanım’ın roman yazma teknikleri üzerine verdiği atölye derslerine katılmamla öğretmen-öğrenci ilişkisine dönüştü. Atölye çalışmamızın ardından canım hocamın öğretileri ışığında Feraye’yi yazma cüretinde bulundum ve romanımı tamamladığımda yeniden kapısını çaldım. Ardından dokuz ay boyunca Feraye üzerinde birlikte çalıştık.

-Roman aşk, kayıp, güven, kadınlık ve insanın kendini yeniden bulması gibi birçok duyguyu bir araya getiriyor. Sizin için Feraye’nin merkezindeki asıl mesele nedir?

İnsanın kayıplarının ardından kendisiyle nasıl bir hayat kuracağı. Feraye’nin yaşadığı aşk, uğradığı hayal kırıklıkları ve yeniden ayağa kalkma çabası bu sorunun etrafında şekilleniyor. Benim için bu, her şeyden önce bir kadının kendi sesini bulmasının hikâyesi.

-Roman binicilik dünyasında geçiyor diyebiliriz. Siz yıllarca içinde bulunduğunuz bu dünyayı Feraye’nin hikayesine taşımaya nasıl karar verdiniz?

Sekiz yıl boyunca aktif olarak binicilik yaptım. Atlarla kurulan bağı, o dünyanın heyecanını ve disiplinini yakından tanıyorum. Yazarken bu birikim kendiliğinden hikâyeye taşındı. Feraye’nin atlarla ilişkisi, onun duygularını ve hayata karşı duruşunu anlatmamın da bir yolu oldu.

-İlk baskının ardından kitabın kısa sürede üçüncü baskıya ulaşması sizin için nasıl bir deneyim ve Feraye’nin devam kitabı gelecek mi?

İlk romanımın yaklaşık üç ayda üçüncü baskıya ulaşması çok heyecan verici. Başlangıçta yakın çevremin sahiplendiği kitabın zamanla hiç tanımadığım okurlara ulaşması beni özellikle mutlu ediyor. Yeni hikâyeler üzerinde çalışıyorum; Feraye’nin devamına ilişkin kesin bir şey söylemek içinse henüz erken ama bunu çok isterim.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir