İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bugün ölmüştü: Roberto Rossellini

İtalyan yönetmen Roberto Rossellini 1977’de bugün ölmüştü. Yeni Gerçekçilik akımını Roma, Açık Şehir’le o mu başlattı yoksa birkaç yıl önce, üstelik Mussolini henüz astığı astık kestiği kestik iktidardayken, Luchino Visconti Tutku’yla mı ilk ivmeyi verdi, hâlâ tartışılır – kendi adıma Visconti’nin ilk olma payesini hak ettiğini düşünsem de, çözüme katkısı olur mu emin değilim.

Nedir, hepsi kabul etmiştir, 2. Dünya Savaşı sonrası sinemaya başlayan tüm İtalyan sinemacıları için esinleyici oldu. Rossellini dünyanın takip ettiği bir yaratıcıydı. Fellini başta olmak üzere pek çok büyük usta onunla çalıştı, setleri okul gibiydi. Senaryolarında hep birkaç kişinin ortak imzası vardı. Kotardığı filmin başına, bir efsane olarak onun adı yazılırdı ama o filmler takım çalışmasıyla tamamlanırdı.

Almanya, Yıl Sıfır

Biraz takım çalışmasından dolayı, biraz dönemin koşullarının zorlamasıyla, hem filmi tasarlarken hem de yaparken kendine özgü çalışıyordu. 28 sayfa ve 71 satırlık diyalogdan oluşan bir senaryoyla film çekebiliyordu. Zaten Alman işgali sırasında çekimlerine başlanan, yasadışılığı abartılsa da yeraltı sineması örneği bile sayılabilecek Roma, Açık Şehir başka yöntemle çekilemezdi – çekilmesi denense “o film” olmazdı. Benzer durum Almanya, Yıl Sıfır için de geçerlidir. Sinema diliyle “prodüksiyon” olanaksızdı, harap Alman şehrini hangi sette inşa edebilirsiniz?

Bu yüzden Rossellini gerçek duygusu veriyordu, anlattığı öyküden çok filmin kendisi gerçekti, oyuncularına dek gerçek: Başrol oyuncuları profesyonel olsa da geriye kalanlar sanki sokaktan geçerken sete çağrılmış amatörlerdi. Ne var, bu seçimde de özgündü, filminde direnişçi varsa gerçek direnişçiye, papaz varsa gerçek papaza oynatıyordu. Tanrının Soytarısı Francesco’daki papazların hepsi gerçek din adamıydı.

Tanrının Soytarısı Francesco

Buraya dek gelmişken, Rossellini’nin Katolik kilisesiyle ilişkisine girmeden olmaz, tek sözcükle betimlemek gerekirse netameli ilişkiye. Ingrid Bergman’la aşkının kopardığı şamata daha çok magazin konusudur, onu isteyen başka kaynaktan okusun ama kilisenin asla onaylamayacağı türden olduğu aşikâr. Rossellini’nin kilise gözünde sabıka kaydı zaten kalındı, Bergman gibi bir dünya yıldızıyla yaşandığında herkesin malumu olanları İtalyan kadınlarla da yaşamıştı.

Rossellini ve Bergman, Stromboli filminin çekimleri sırasında

İlgideğer nokta, Rossellini’nin dini kişiliklere merakıdır. Roma, Açık Şehir’deki kahraman hatta şehit papazdan azizliğe erişmiş Francesco’ya, din adamlarını öyküsünün merkezine çekerdi. Daha geniş pencereden bakıldığında, Rossellini dini inancı güçlü kişinin dara düştüğünde sığındığı duygu durumuna odaklanırdı.

En belirgin örnek, nedense hakkı verilmemiş bir film olan Aşk’ın o küçük öykülerinden biridir. Anna Magnani’nin canlandırdığı kadın, o gelgit akıllı çoban, tıpkı dini mesellerdeki gibi, Hz. Yusuf’tan hamile kaldığına inanır. Bu iç burkucu öyküde tüm köy zavallı kadınla dalga geçerken, Rossellini en ufak küçümseme göstermez, hatta daha ötesi hamilelik iddiasının gerçekliğini sorgulamaz, olup biteni ciddiyetle aktarır – sanki Magnani’ye inanmayanları suçlar havadadır.

Anna Magnani, Aşk filminde

Üzerinde konuşulası filmler bu kadar değil elbette, Rossellini’nin İtalya’da Yolculuk gibi bir başyapıtı daha var, Scorsese’nin yıllar sonra saygı duruşu gösterip aynı yolları arşınlamasına neden olan film. Scorsese’nin yaptığı gibi, Rossellini sık sık dönüp bakılması gereken bir başvuru noktasıdır. Çünkü hâlâ ufuk açıcıdır: Özelde sinema genelde tüm sanatın temelinde maddi kaynak ya da teknik gösteriş değil insan aklı olduğunu bize hatırlattığı için!

Yazan: Yekta Majiskül

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir