Yüksek Rönesans döneminde ürettiği eşsiz eserlerle sanat tarihinin gelmiş geçmiş en ünlü sanatçıları arasında yer alan İtalyan heykeltıraş, ressam, mimar ve şair Michelangelo’ya atfedilen bu söz, “hâlâ öğreniyorum” anlamına geliyor ve birçok kişi tarafından öğrenmenin ömür boyu sürmesi gereken bir eylem olduğuna işaret eden bir hayat düsturu olarak benimseniyor.
Michelangelo kimi kaynaklara göre bu sözü seksen yedi yaşında, görme yetisini önemli ölçüde kaybettiği bir dönemde, yardımcıları kendisini eserleri arasında gezdirdiği sırada, o eserlerin ayrıntılarını elleriyle yeniden keşfetmeye çalışırken söylemiş. Kimi kaynaklar ise bu cümlenin sanatçının La Pieata isimli eserini tamamladığında yani yirmi dört yaşındayken söylendiğinde ısrarlı.
Bu iddiaların ikisi de doğru olabilir. İnsan gençliğinde söylediği bir sözü yaşlandığında da tekrar edebilir. Burada bizim için önemli olan sanatta güzelliği, eşsiz eserleri ortaya çıkaran olgunun yetenek kadar sanatçının öğrenme ve kendini geliştirme azmi olduğunun altını çizmek.
Elbette sanatçı yeteneğiyle diğerleri arasından kolaylıkla sıyrılabilir. Bununla birlikte, sanatçıyı olağan insanlardan ayıran hatta diğer sanatçılar arasından sıyrılıp üst sıralara çıkmasını sağlayan en önemli farklılıklardan biri “artık ben oldum” düşüncesini kabul etmemesi, öğrenmeye hiçbir zaman ara vermeden yeni ufuklar keşfetmesi ve kendini geliştirmek için azimle çalışmasıdır.
Sanat tarihi bu konuda bize ilham verebilecek birçok örnek sunabilir: Leonardo da Vinci’nin hayatı boyunca merak ettiği birçok konuda yaptığı çalışmaları not ettiği defterler yedi bin sayfalık bir külliyat oluşturdu. Kuşların nasıl uçtuğunu öğrenmek için hiç ara vermeden saatlerce gözlem yapıyordu. Eski metinleri orjinalinden okumak için altmış yaşından sonra Latince öğrenmişti. Metnin başlığına ilham veren Michelangelo Sistine Şapeli’nin tavanını dört yıl boyunca sırt üstü, boynu eğik bir şekilde boyamış, damlayan boyalar yüzünden kör olma tehlikesi geçirmişti. Yetmişli yaşlarındayken bile çalışacağı mermeri seçmek için mermer ocağına kendisi gidiyordu.
Picasso hayatı boyunca bazı tahminlere göre elli binden fazla eser üretti. Doksan yaşına kadar seramik, gravür ve heykel de dahil olmak üzere birçok alanda yeni teknikler denedi. Van Gogh hayatının yalnızca son on yılında resim yaptı. Bu dönemde iki bin yüzden fazla eser verdi. Gün içinde çalışma süresi on altı saati bulabiliyordu. Hastalıkları ve buhranları onu çok zorluyordu ama ama o yeni teknikler ve farklı yöntemler öğrenmek için ısrarla çalışmaya devam etti.
Monet, katarakt nedeniyle kör olmaya yaklaştı ama bu rahatsızlık onu resim yapmaktan alıkoymadı. Beethoveen da en büyük eserlerini sağır olduktan sonra besteledi. Tahta bir çubuğu dişlerinin arasına sıkıştırıp piyanoya dayayarak titreşimleri hissetmeye çalışıyordu. Frida Kahlo otobüs kazası sonrasında yatağa mahkum olmuştu ama bu onu durdurmadı. Tavana astığı aynaya bakarak elli beş otoportre yaptı.
Kafka gündüz memur olarak çalışıyor, akşam ondan gece dörde kadar yazıyordu. Balzac günde on sekiz yirmi saat kadar yazıyor uyumamak için çok sayıda sert kahve içiyordu. Bu yaşam tarzı elli yaşında ölmesinde etkili oldu ama o da bu şekilde doksan bir roman yazdı. Toni Morrison bir yandan çocuklarına tek başına ebeveynlik yaparken bir yandan da editör olarak çalışıyordu. Sabah dörtte kalkıp çocuklar uyanana kadar yazıyordu. Bu şartlar onu Nobel kazanmaktan alıkoyamadı.
Şostakoviç’in eserleri Stalin döneminde yasaklanmıştı. Her an tutuklanma endişesi içindeydi ve yatağının kenarında küçük bir bavulu hazır tutuyordu. Bu zorluklar içinde on beş senfoni, on beş yaylı çalgılar dörtlüsü bestesi ve onlarca film müziği yaptı.
Bütün bu örneklerinin yanına daha onlarcasını belki de yüzlercesini eklemek mümkün. Ülkemiz de dahil olmak üzere dünyanın hemen her yerinde sanatın her dalından birçok sanatçı sayısız zorluklarla karşı karşıya kaldı. Yaşadıkları toplumsal, psikolojik, ekonomik ve siyasal zorluklar, baskılar karşısında hayatları kâbusa döndü. Acılar, bunalımlar, boğuntular, intihara yeltenmeler, hapis, sürülme, hatta öldürülme gibi birçok hazin olaylar yaşadılar.
Her şeye rağmen öğrenmekten, araştırmaktan, çalışmaktan, üretmekten vazgeçmediler. Muhtemelen bütün bu zorluklar onların özgün ve muhteşem yapıtlar üretmelerinde etkili oldu. Bu nedenle zorluklardan yılmadan çalışan, yeni ufuklar keşfeden ve eserleri aracılığıyla yolculuklarına katılma şansı bulduğumuz sanatçıların her birine tek tek şükran borcumuz var. Öğrenmekten vazgeçmeyelim çünkü Da Vinci’nin de dediği gibi “Öğrenmek zihni asla yormaz.”
Yazan: TAMER ÇETİN







İlk yorum yapan siz olun