“NARDUGAN / Yepyeni Bir Yıl” sergisi sanat, kültür ve tasarım dünyasından birçok ismin katılımıyla, TasarımParkı Sanat ve Etkinlik Merkezi & Galeri’de kapılarını açtı. Sergi, Y. İçmimar Nursema Öztürk’ün kurucusu olduğu TasarımParkı’nın ev sahipliğinde ve Tatbiki Resim mezunu sanatçı Berrin Aksu’nun küratörlüğünde hayata geçirildi. Biz de sayın Aksu’ya Nargudan sergisine dair merak ettiklerimizi sorduk.
–Nardugan geleneği bu serginin çıkış noktasını nasıl oluşturdu?
Nardugan, Orta Asya Türk kültüründe gecenin en uzun olduğu andan sonra ışığın yeniden galip gelişini simgeler. Bu serginin çıkış noktası da tam olarak bu eşik hâlidir: karanlıktan ışığa, bitişten başlangıca geçiş. Nardugan’ı yalnızca tarihsel bir ritüel olarak değil, bugün hâlâ insanın iç dünyasında karşılık bulan bir umut ve yenilenme metaforu olarak ele aldık. Sergi, bu kadim geleneği çağdaş sanatın diliyle yeniden yorumlayan bir buluşma alanı sunuyor.
–“Yepyeni Bir Yıl” başlığıyla izleyiciye nasıl bir ruh hâli öneriyorsunuz?
“Yepyeni Bir Yıl”, takvimsel bir değişimden çok zihinsel ve duygusal bir eşik öneriyor. İzleyiciye geçmişin yüklerinden arınmış, hafiflemiş ve umutla genişleyen bir ruh hâli sunmak istiyoruz. Bu başlık, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp, kendi içsel yenilenmesini düşünmeye davet eden bir çağrı niteliği taşıyor.

-Işık, yeniden doğuş ve bereket temaları serginin genel anlatısında nasıl birleşiyor?
Bu üç tema sergide doğrusal değil, döngüsel bir anlatı kuruyor. Işık, yalnızca fiziksel bir unsur değil; farkındalık ve bilinçlenmenin sembolü olarak yer alıyor. Yeniden doğuş, bireysel ve kolektif dönüşümle ilişkilendirilirken; bereket, üretimin, paylaşımın ve çoğulluğun görsel karşılığına dönüşüyor. Eserler arasında dolaşırken izleyici, bu kavramların birbirine akarak tek bir bütün oluşturduğunu hissediyor.
-Farklı disiplinlerden eserleri bir araya getirirken nasıl bir küratoryal denge kuruldu?
Küratoryal yaklaşımımızda disiplinler arası hiyerarşi yerine kavramsal akış önceliklendirildi. Resim, heykel, seramik, cam, tekstil ve dijital işler; birbirini tamamlayan bir ritim içinde konumlandırıldı. Mekânsal yerleşimde görsel yoğunluk kadar nefes alan boşluklara da dikkat edilerek izleyicinin algısının yorulmaması hedeflendi.
-Çoğunluğu Tatbiki Güzel Sanatlar ekolünden gelen 40 sanatçıyı buluşturmanın sergiye kattığı anlam nedir?
Tatbiki Güzel Sanatlar geleneği, estetik ile işlevselliği, zanaat ile sanatı bir araya getiren güçlü bir mirasa sahiptir. Bu ekolden gelen sanatçıların buluşması, sergiye hem teknik derinlik hem de kültürel süreklilik kazandırıyor. Aynı kökten beslenen ancak farklı yönlere açılan bu sanatçıların birlikteliği, ortak hafızanın çağdaş yorumlarını görünür kılıyor.
-40 sayısının sembolik karşılığı sergi kurgusunda nasıl yer buluyor?
40 sayısı; arınma, olgunlaşma ve dönüşümün simgesi olarak serginin omurgasını oluşturuyor. Sanatçı sayısından mekânsal ritme kadar bu sembolik anlam gözetildi. Sergi, izleyiciye farkında olmadan bir “geçiş süreci” deneyimi yaşatıyor; her eser bu yolculuğun bir durağı gibi okunabiliyor.

-TasarımParkı Sanat ve Etkinlik Merkezi bu sergide nasıl bir rol üstleniyor?
TasarımParkı, yalnızca bir sergileme alanı değil; düşünsel ve üretimsel bir ortak olarak konumlanıyor. Mekânın çok disiplinli yapısı, serginin kavramsal çeşitliliğini desteklerken; izleyiciyle sanatçı arasında doğal bir etkileşim alanı yaratıyor. Bu sergide TasarımParkı, fikrin mekâna dönüştüğü aktif bir bileşen hâline geliyor.
-Sergiden çıkan izleyicinin aklında ya da duygusunda ne kalmasını istiyorsunuz?
Bu sergiyle izleyicide en az üç katmanlı bir duygu ve düşünce alanı yaratmayı amaçladım. İlk olarak, Tatbiki Güzel Sanatlar ekolünün yalnızca bir eğitim geleneği değil, hâlâ canlı olan bir ruh ve enerji taşıdığını hissettirmek öncelik oldu. Bu enerji; üretme disiplini, zanaatla kurulan bağ ve estetik sorumluluk üzerinden izleyiciye sezgisel olarak geçsin istedim.
İkinci olarak, Nardugan Bayramı üzerinden kadim halkların ortak hafızasına işaret etmek önemliydi. Akçam ağacı altında dilekler ve hediyelerle, yılın en uzun gecesinin devrilip güneşe kavuşmasının kutlanışı; Türkler başta olmak üzere pek çok kültürde farklı biçimlerde ama benzer anlamlarla yaşatılmıştır. Bu geleneğin tek bir dine ya da inanç sistemine ait olmadığını, insanlığın ortak umut ve yenilenme ihtiyacından doğduğunu hatırlatmayı amaçladım.
Üçüncü olarak ise, karma bir sergi aracılığıyla, farklı disiplinler ve bakış açıları gibi insanların da bir araya gelebileceği duygusunu görünür kılmak istedim. Çoğulluk içinde birlik fikri, serginin hem yapısal hem de duygusal omurgasını oluşturuyor.
İzleyicinin sergiden çıktığında içsel olarak hafiflemiş, umutla dolmuş hissetmesini önemsiyoruz. Belki tek bir eser, belki bir ışık yansıması ya da bir kavram zihninde kalacak. Ama en önemlisi, “yeniden başlamak mümkün” duygusunun izleyicinin içinde sessiz ama kalıcı bir şekilde yankılanması… Sergi, bu hissin gündelik hayata eşlik eden bir iz bırakmasını amaçlıyor.







İlk yorum yapan siz olun