İtalyan yönetmen Luchino Visconti 1976’da bugün ölmüştü. Milano ve çevresini yüzyıllardır yöneten bir ailenin üyesiydi, unvanlarını reddetse bile aristokrattı – soylu sözcüğünü özellikle kullanmıyorum, geri kalan herkesi soysuz ilan ettiği için! Aile eski iktidarını yitirmişti ama hâlâ zengindi, zaten anne tarafından da İtalya’nın en etkili sanayicilerine akrabaydı. At terbiyeciliğini uğraş edinmiş bir aristokrat için yadırgatıcı bir karar aldı: Fransa’ya gidip Halk Cephesi’ne katılmış yönetmen Jean Renoir’a yardımcılık etmeye başladı, sinemaya çıraklıktan girdi.
Fransa’ya giderken de döndüğünde de İtalya’da faşizm iktidardaydı. Öncelikle dergilerde sinema üzerine yazdı. İlk filmini çekmeye giriştiğinde faşizm hâlâ işbaşındaydı, üstelik 2. Dünya Savaşı sürüyordu. Bu koşullarda kotardığı ilk filmi Tutku, kimilerince yeni-gerçekçiliğin ilk örneği sayılır. Bu yargı üzerine süregiden tartışma bir sonuca ulaşır mı, zor. Tutku’nun konusu aşikâr bir melodramdır, ABD polisiyesinden uyarlanmış bir melodram, dolayısıyla yeni-gerçekçi izleklere yakın sayılmaz. Beri yandan İtalyan taşrasını çamur içinde gösteren herkesten önce Visconti’dir, faşizmin yücelttiği kutsal aileyi simgesel çamura bulayan da.

Visconti yeni-gerçekçi sinemanın katıksız, ayrıca tartışmasız örneğini Yer Sarsılıyor ile verdi. Hem konu hem biçem olarak örnek vasfındaki film, Visconti’nin en cüretkâr denemesidir: Milanolu bir aristokrat gidip Sicilya’nın ücra bir köyünde, ömürlerinde sinema seti görmemiş balıkçılarla, yetmedi pek az kişinin anlayabildiği (aslında kendisinin hiç anlamadığı!) yerel lehçenin kullanıldığı bir film çeksin. Yer Sarsılıyor günümüzde de yeni-gerçekçi akımın simge filmlerinden biridir.

Hemen ardından gelen Güzeller Güzeli de yeni-gerçekçi sayılabilir. Visconti, “İtalyan sinemasının babası” lakaplı, faşizm yıllarında anlı şanlı bir yönetmenken yeni-gerçekçi akıma da iltihak eden Alessandro Blasetti’ye kendi kendisini oynatmıştı – hem de sinema dünyasını yeren bir filmde, bu “mermer adam”ı yeni-gerçekçi yönetmenlerin pek olumlu sayılamayacak bir örneği olarak göstererek. Film gösterime girdiğinde kimse ayırdına varmadı ama Visconti sadece yeni-gerçekçiliğe değil İtalyan film çekme adabına da son bir selam vermişti.
Günahkâr Gönüller adıyla bilinen Senso, gizliye saklıya kaçmadan melodram kalıplarıyla kotardığı ilk filmdi. Nedir, az denenen, üstelik ender başarılan bir dönüştürmeyle, melodramdan bir tür tarihsel gerçekliğe kapı açmayı becerdi. Ardından çektiği Dostoyevski uyarlaması Beyaz Geceler asıl kırılma noktasıdır. Senso Visconti için oluşturulmuş basmakalıp yargıları sarsmışken, Beyaz Geceler onun tamamen kendi özgü yönetmen kimliğini kabul ettirdi: Yer Sarsılıyor’dan Beyaz Geceler’e, tiyatro dekorları önünde yapay ışıkla çekilen bir masala gelmişti artık. Yeni-gerçekçiliğin bayrak yönetmeni aşkın biçimciye dönüşmüş, İtalyan eleştirmenlerin gözünde “aslına rücu etmiş aristokrat” olarak yeni bir yaftaya sahip olmuştu – arada melodramla yeni-gerçekçilik arasında dans eden Rocco ve Kardeşleri’ni kotarsa da.

Bundan sonrası için Visconti’nin biçeminden çok izleklerinden söz etmek daha doğru olabilir: Fiziksel ve ahlaki çöküşler, hatta çürüme, geçmişe özlem, daimi kötümserlik, ne var ki, sanılanın aksine yeniye doğru ivmelendiren bir kötümserlik. Tıpkı Lampedusa uyarlaması Leopar’da Tancredi’nin söylediği gibi: “Her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsak, her şeyi değiştirmeliyiz.”
Leopar’a gelmişken, filmdeki Salina Prensi’nin Visconti’yi yansıladığını iddia eden çoktur: Tarihsel süreçte varlık nedenini yitiren, bunun farkında olan, gelgelelim müdahale etmeye gücü yetmediği gibi gönlü de olmayan, çareyi onurlu bir ricatta bulan aristokrat. Gel gör ki, yanıltıcı bir indirgeme bu; Visconti hiç ricat etmedi, ölüm döşeğinde bile film yapmayı sürdürdü. Az önce yazdığım gibi: Kötümserlikten ivme alıyordu.
Leopar’dan sonrası Salina Prensi’nin onurlu ricatını esirgediklerinden bir geçit alayıdır: Lanetliler’den Aile Toplantısı’na, Ludwig’den Venedik’te Ölüm’e dek. Tipik örnek olarak, Venedik’te Ölüm’ün başkişisi Aschenbach apukurya maskarası gibi ölür, yapayalnız ve iğrenç bir maske altında. Geçerken Camus uyarlaması Yabancı var, bu izleklerden çok uzak olmayan. O “yabancı”yı da varlık nedeni kalmamış, kendi ölümüne yaldızlı davetiye çıkaranlar arasına sokabiliriz.

Visconti hemen hepsi vasatın fersah fersah üzerine çıkan filmlerini çekerken tiyatro yönetmenliğini savsaklamadı, operalar da sahneledi, hatta bale bile. Görenler yenilikçi bakışını, hele sahnede alan derinliğini çok iyi kullandığını söylemişti. Alan derinliği kilit kavramdır. Visconti filmlerinde de alan derinliğini uyguladı, kuramcı Andre Bazin’in Visconti meftunluğunun nedeni budur – tıpkı benzer çalışan William Wyler’e toz kondurmaması gibi. Visconti’de alan derinliğine Wyler’de olmayan bir bileşen daha eklenir: nesneler. Visconti insan – nesne ilişkileriyle karakter betimlemesi yapar, üzerine tarihsel perspektifi de pekiştirir.
Tam burada şu sorunun yeridir: Visconti melodram yapısında tarihsel gerçeklik kurar, tarihe bir yorum da getirir, çünkü aktardığı öykülerdeki kişilerin ciddi temsil gücü vardır – bir bölüğü zaten gerçek kişilerdir. Pekiyi, bu kişilerle özdeşleşmek mümkün müdür? Yanıt, büyük olasılıkla, hayır! Vicsonti ilk filminden itibaren kötüler ve güçsüzlerden ibaret dünyalar çizdi. Özdeşleşmeye en elverişli görülecek, handiyse iyi denebilecek Visconti kişileri bile beceriksiz, sorumluluk kaçkını, değil gidişatı toparlamak tam tersine, her önalımına yeltendiklerinde her şeyi bozanlardır.

İşte bu nedenle Visconti kötümserliği olumlu amaçla kullanır: Özdeşleşecek kimlik, alkışlanacak kahraman, geleceği havale edecek vekil yoksa, mecburen sorumluluk izleyiciye düşecektir – Visconti filmlerini izler, sonrasında ister istemez düşünmek zorunda kalırsınız, düşünmeden ivme alınamaz.

Senso’yu onlarca kez izlediğini söyleyen bir hayranına, asla terk etmediği aristokrat kibriyle şöyle demişti Visconti: “Leopar’ın balo sekansını bir kez izlesen yeterdi!” Yok, Visconti’nin her filmi defalarca izlenebilir, sinemayı ciddiye alanlarsa izlemek zorundadır.
Yazan: Yekta Majiskül










İlk yorum yapan siz olun