İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dostoyevski’den Dolayı: Görülmeyen Canlar

Dostoyevski, “Suç ve Ceza” romanında Marmeladov adlı kahramanına şu sözleri söyletir: “Sefil bir kimseyi insanlar aralarından uzaklaştırmak için sopa kullanmazlar; süpürgeyle süpürürler, onu daha çok aşağılama içindir bu ve hakları da yok değildir böyle davranmaya çünkü sefilliğe düştüğünde kişioğlunun ilk kendisi hazır olmalıdır kendini aşağılamaya.”

Bu sözler toplum dışına itilen insanların acı durumunu betimlemektedir. Sefilleştiğimizde artık varlığımız görünür olmaktan yavaş yavaş çıkar. Toplum için süpürülmesi gereken böceklere dönüşürüz. Peki ama bir insan neden sefilleşir, niçin toplumdan önce kendini aşağılamaya hazır olmalıdır?

Bunun yanıtı sefalet sözcüğünün geçmişinde yatıyor. Günümüz Türkçesinde unutulmuştur, sefaletin anlamları arasında acınacak duruma düşmek yanında, belki onun kadar güçlü bir anlam daha var: Ahlaken düşkünleşmek. En itici hali kadınlar için kullanılır, “sefil kadın” dendiğinde ne kastedildiğini anlamak hâlâ mümkündür – klasik Yeşilçam filmlerini dikkatli izlerseniz bu kalıbı işitebilirsiniz. Bir sözcüğün anlamının silikleşmeye başlaması, o anlamı oluşturan ve besleyen düşünsel temeli yok etmez, bu çok uzun süre ister. Sefalet hâlâ utanılması gereken bir durumdur.

Geçerken, konuyu dağıtmak pahasına eklemeli: Victor Hugo’nun “Sefiller” romanı, “Suç ve Ceza”dan sadece üç yıl önce yayınlanan bir diğer klasik, yoksulları değil sefil sözcüğünün kapsadığı tüm düşkünleri anlatır. Ahlaken kınanacakları, yasaya taptığı için vicdanını kaybedenleri, yasanın öngördüğü cezayı çekse de toplum gözünde aklanamayanları…

Toplum gözünde aklanamayan bu insanlar, yani sefiller, aslında toplumsal sistemin sefilliğinin sonucudur demek pek yanlış olmayacaktır. İnsanların yoksullaşmasına neden olan toplumsal sistem, yoksullaşan bu insanların sefalete sürüklenmesine engel olacak herhangi bir çaba göstermemektedir. Aksine sefilleştirmek daha çok işe yarar görünür. Değersizleşen insanlardan vazgeçmek de bir o kadar kolaydır çünkü. Böylece toplum git gide sefilleşir. Aslında bu, artık muhtaç olma durumudur. Birçok açıdan muhtaç olunabilir: ahlak, siyaset, duygu, düşünce, ekonomi…

Sanırım, sefilleşme kadar kötü pek az şey var insan yaşamında. Çünkü birçok unsur sefaletin nedenidir, buna karşın birçok sorunun temel nedenlerinden biri de sefilliktir. Toplumsal bedende yayılan virüstür. Kâh yeni doğandır kâh ebe. Sevilmeyen, hor görülen, hatta görmezden gelinen sefiller belki birçok açıdan masum olanlardır.  Peki tüm bunlara çare nedir? İnsan ve toplum sefillikten kurtulabilir mi? Bu konuda tarih boyunca öyle çok reçete yazıldı ki, değil yenisini önermek, bu yazıda eski reçeteleri özetlemek bile mümkün değil. Yalnızca bir ayrıntıya dikkat çekmekle yetinelim: Sefillikten kurtulmak için ahlak dışı yollara sapmak, geçerli bir çıkış yolu değildir. ABD mahreçli sinema ve dizi dünyasında organize dolandırıcılığın utanılacak bir fiil olmadığını, başardığınızda “temiz iş” olarak nitelendirildiğini bir düşünün – buradaki “temiz” bir yanıyla artık ahlaken de temiz sayılacağını işaret etmektedir. Ardındaki rakamlar değişse de hep “Ocean” adıyla başlayan film serisi güzel bir örnektir. Hileli defi yapacakların yolunu kesmek için: Az kötü adamın çok kötü adamdan çalması, yapılan işin hırsızlık olduğu gerçeğini değiştirmez.

Bir şunların yüzündeki ifadeye bakın, bir de girişteki Marmeladov’unkine! Meramımız daha iyi anlatılabilir mi?

Ahlaki açmaz jilet gibi keskin: Aşağılık bir durumdan kurtulmak için, aşağılık bir fiile başvurmanızdan başka yol bırakılmamışsa, gerçekten sefalete düşmüşsünüzdür.

Günümüzde buna benzer sefillik çoğalmakta. Medya, sosyal medya, kimi diziler, filmler bu tür sefaletin toplum içinde kök salmasına ve çoğalmasına yardımcı olmakta. Bu nedenle tedbirli ve bilinçli olmakta fayda var. Yoksa biz ya da bizden sonrakiler, farkında olmadan sefalet çukuruna düşebiliriz.

Yazanlar: Serhat Sarıçoban – Yekta Majiskül

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir