İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yapılabilir Olanın En İmkânlısı: Monofobi’nin Hikâyesi

Monofobi, büyük stüdyoların, kalabalık ekiplerin ve şişkin bütçelerin gölgesinde kalmadan, dört kişilik bir ekibin inatla var ettiği bir internet dizisi. Hikâyesi 2018’de yaşanan bir depresyonun tuttuğu notlara, sesler ve duygulardan zihinde kurulan sahnelere uzanıyor; edebiyattan sinemaya savrulan bir yolculukla, yarım kalan ilk denemelerden geçerek bugünkü haline kavuşmuş. Dizinin hem senaristliğini hem yönetmenliğini üstlenen isim, kendi notlarından doğan bu hikâyeyi baştan sona kendi bakışıyla şekillendiriyor; “yapılabilir olanın en imkânlısı” olarak yeniden ele alınan bu proje, izleyicisini rahatsız etmeyi, hatta sıkmayı bir başarı ölçütü sayan nadir yapımlardan biri. Dizinin yaratım sürecini, ekip dinamiklerini ve bütçesiz sinemanın getirdiği hem kısıtları hem de zorunlu yaratıcılığı, senarist-yönetmeniyle konuştuk.

-Bu internet dizisini çekme fikri nasıl ortaya çıktı? Sizi ‘hadi bunu yapalım’ noktasına getiren şey neydi?

Bu dizinin temelleri 2018 yılında yaşadığım bir depresyona dayanıyor. O zamanlar edebiyat bölümündeydim sinemayla da hiçbir bağım yoktu. Belki bir şiir olur bir roman olur diye yaşadığım her şeyi not alıyordum. Görmediğim olayların seslerinden veya duygularından zihnimde sahneler oluşturuyordum ve sanki bu sahneler yaşanıyor ben de sadece izleyicisiyim gibi bir his içerisinde depresyonla mücadele ediyordum. Ardından pandeminin patlak vermesiyle beraber 2020 yılında edebiyat bölümünü bırakıp Çanakkale’de sinema
okumaya başladım. Bu süreçte de sürekli bu notlarımı farklı farklı noktalarda değerlendirdim. Bu dizi de bu notlardan oluştu ve ilk denemesi 2022 yılında yapıldı. O zaman Monofobi’nin ilk iki bölümünü çektim. Fakat imkansızlıklardan dolayı projeyi yarıda bırakmak zorunda kaldım. Zamanla kısa filmlere daha fazla ağırlık verdim ve üniversite sürecim de böyle geçti. Okul bittiğinde şu anki arkadaşlarım/ekibimle bir boşluğa düştük ve bir şey yapma ihtiyacı duyduk. Çünkü ne sektörde bizi içerisine alacak bir yapı var ne de projelerimizi
değerlendirecek tanıdıklarımız. Birkaç farklı dizi senaryosu yazdık imkansızlıklardan başlayamadık. Sonunda tekrar Monofobi’ye geri döndük. Çünkü en yapılabilir ve imkanlarımızın yeteceği işimiz bu gibi duruyordu. Önceden yazdığım senaryoları revize ettik ve nihayetine kavuşturup çekimlerine başladık.

-Dört kişilik bir ekiple çalışıyorsunuz. Kim hangi görevi üstleniyor ve sette işler nasıl yürüyor?

Sette doğrudan bir hiyerarşi yok herkes her işi yapıyor aslında. Ama kabaca senaryo ve yönetmenliğini ben üstleniyorum, görüntü yönetmenliği ve kurgu Muhammed Emin Er’in ellerinde. Sanat ve kostüm kısmıyla Seray Esen ilgileniyor Berkay Karaaslan’da oyunculuğun yanı sıra eksik olduğumuz her yere destek oluyor. Zaten bu görevlerimiz dışında hepimiz aslında dizinin oyuncusuyuz. Sadece gördüğünüz ana rollerde değil yan rollerin de bazılarında biz oynuyoruz. Ve dediğim gibi herkes her işi yapıyor.

-En çok zorlandığınız an neydi? ‘Burada galiba olmayacak’ dediğiniz bir an yaşadınız mı?

4 kişi olunca bütün anlarımız aslında olmayacak anı gibi geçiyor. Ama geçmişten baktığımda bırakırız daha yapmayız dediğim an birinci bölümü kurgusuna kadar tamamlayıp hiçbir şeyin istediğimiz gibi gitmediğini gördüğümüz an olabilir. Bütün ekipte bir karamsarlık oluştu ve başaramayacağımız konusunda büyük bir korku vardı. Ama bir şekilde tutunup bütün bölümü yeniden çektik. Ardından kurgulandı izledik ve hepimiz “evet biz güzel bir şey yapıyoruz” hissine kapılıp daha büyük bir heyecanla çekimlerimize devam ettik.

-Büyük bir bütçeniz olmadan üretim yapıyorsunuz. Sizce bu durum sizi kısıtlıyor mu, yoksa daha yaratıcı olmaya mı zorluyor?

Bazı alanlarda kısıtladığı aşikar. Öncelikle bütçesizlik zihni kısıtlıyor ve bu durum bizim sinema hayatımız boyunca hep yanımızdaydı. O yüzden şu an istesek de çekemeyeceğimiz bir şey hayal edemiyoruz. Bu durumda hikayemizin aslında %10’uyla izleyicimizin karşısına çıkmasına sebep oluyor. Çünkü bir yandan da konfor alanı yaratmak zorundayız. Her şeyi yığmak veya yapmak istemek hem süreci yavaşlatan bir durum hem de imkansızlık içinde daha fazla hayal kırıklığı, başarısızlık yaratan bir durum. Bu yüzden ayağımızı yorganımızın
sınır noktasına uzatıp bazen dışarı bakarak ama hemen de başımızı içeri sokarak yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

-Bu diziyi izleyen insanların aklında ne kalmasını istiyorsunuz? Ve bundan sonra hedefiniz ne?

Ben insanların bir şey izlediklerinde rahatsız olmalarını istiyorum. Bu Monofobi özelinde anlamsızlık da olabilir. Hiçbir şeyi anlama kavuşturamamış veya sıkılmış bir izleyici benim yaratmaya çalıştığım şeyi en iyi anlayan izleyicidir benim için. Ama tabi insanlar sıkılma duygusundan rahatsız oldukları için “izlerken sıkıldım” yazdıklarında bir eleştiri yaptıklarını düşünüyorlar. Aslında benim için durum tam tersi. Ben en çok yarattığım şeyden insanların bir sıkıntı, sıkılma ile ayrılmasından mutlu oluyorum.

-Bugüne kadar aldığınız en ilginç eleştiri neydi?

Doğrudan ilginç diyebileceğim bir eleştiri yok. Ama beni güldüren bir yorum olarak bir kişi “Testo Taylan izliyor gibi hissettim hoşuma gitti” yazmıştı. Bu sanırım en garip yorumlardan birisi olabilir.

-Sınırsız bütçeniz olsa bile değiştirmeyeceğiniz tek şey ne olurdu?

Bu soruyu asla yapmam olarak cevaplamak istiyorum. Sınırsız bütçem bile olsa asla insanların hoşuna gidecek bir şey yapma çabasına girmem. Dizi özelinde de insanların rahatsız olduğu hiçbir şeyi değiştirmezdim. Farklı bakışlara, bize uygun gelmeyen şeylere açık olmalıyız. Sürekli sevdiğimiz şeyi tüketmek, hep bir konfor alanı içerisinde olmak insana iyi gelen bir şey değil. İnsan dediğimiz varlık bugüne kadar her şeyi rahatsız olabildiği için elde etmiştir.

Monofobi, konforlu bir izleme deneyimi vaat etmiyor — ve zaten amacı da bu değil. Kısıtlı imkânlarla, dört kişinin her işi paylaştığı bir sette, “olmayacak” hissiyle defalarca yüzleşerek şekillenen bu proje, aslında sinemanın en temel meselesiyle konuşuyor: elde ne varsa onunla, dürüst bir şey söylemeye çalışmak. Sınırsız bütçe hayaliyle değil, elindekiyle ne yapabileceğini soran bir ekibin işi olarak Monofobi, izleyicisinden rahatsızlık, hatta sıkılma istemesiyle bile kendi tutarlılığını koruyor. Dizinin devamını ve ekibin bundan sonraki adımlarını merakla takip edeceğiz.

Röportaj: Cavit Yoldaş

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir