Yasunari Kawabata’nın “Go Ustası” romanındaki üstat, yaşamını sanatına adamış bir insandır. Go oyununda en üst noktaya ulaşmıştır. Sanırım bu romandaki üstat gibi, Kawabata da edebiyatın ustalarından biri sayılabilir. Onun ustalığını anlamak için eserlerinin içine yerleşip insana ve yaşama oradan bakmak gerekir. “Usta” sözcüğü gerçekten Kawabata için pek uygun. Eserleri okunup bitirildiğinde bu gerçeklik hayranlığa dönüşür.
Çok küçük yaşta yetim ve öksüz kalan yazar, kız kardeşini de nadiren görmüştür. Yazılarının duygu yüklü olmasında yaşadığı bu olayların etkisi yadsınamaz. II. Dünya Savaşı’nın askeri girdabına kapılmamış, bunu reddetmiştir. Yazarın neden böyle tavır aldığı eserlerindeki incelikten ve insana verdiği değerden anlaşılabilir.
Kawabata, yaşamına son vermiş yazarlardan biridir. Yaşamına neden son verdiğine dair bazı iddialar vardır. Geriye herhangi bir açıklama bırakmadığı için yaşamına neden son verdiği bilinmemektedir. Ölümüne dair çeşitli nedenler öne sürülmesi eserlerinin sonundaki belirsizliği çağrıştırır. Okuru, eserlerinin sonunu sürdürmeye ya da kendi dünyalarında faklı biçimde kurgulamaya davet eder. Belki yaşamın hiçbir zaman tamamlanamayacak olduğunu hissettirir. Öldüğümüzde dahi tamamlamadan bıraktığımız şeyler vardır.
Kawabata, metinleri aracılığıyla düşün dünyamıza ve ruhumuza sızan bir yazardır. Kesinlikle gürül gürül akmaz. Kayanın altından mütemadiyen sızan ve zamanla gideceği yere varan, varmasa dahi varacağı istikameti gösteren bir sızıntıdır bu.
Kawabata’da olay bir zemin gibi işler. Yani bir çerçeve. Aslında yazar bizi kahramanlarının zihninde gezintiye çıkarır. Bu öyle bir gezinti ki şimdiden geçmişe gidip geliriz. Bu esnada kahramanlara dair bilmemiz gerekenleri öğreniriz. Bunlar, onların geçmişiyle sınırlı değildir, hatta geçmiş bir yerde önemsizleşir. Asıl önemli olan şey: Kahramanların zihninin nasıl çalıştığını, ruhunun girinti ve çıkıntılarında nelerin gizlendiğini, dürtülerinin nasıl ve hangi biçimlerde ortaya çıktığını görmektir. Olay sadece bunların anlatılabilmesi için gereklidir, yani okuru içine alıp sürüklemez, merak duygusunu öyle pek diri tutmaz. Aslında yazar insanın köşe bucağında gizli kalmış ne varsa gün ışığına usul, toz kaldırmadan süpürmek ister. Bunu öyle ince, duygu yüklü, sade bir biçimde yapar ki metinler yavaşça zihnimize ve ruhumuza sızar.
Hacimli olmayan bu metinlerin başlangıcı dikkat çekicidir. Okumaya davet eder. Okuru meraka sevk edecek biçimde başlar ama olaya bir kez giriş yapıldıktan sonra artık insan zihninde, ruhunda gezintiye çıkma vakti gelir. Artık merak unsuru geri palana düşmüştür. Sınırlı şahıs kadrosuyla ilerleyen bu eserlerde, yazar tarafından ustaca belirlenmiş sözcüklerin çağrışımlarıyla anında geçmişe dönülür. Fakat geçmişe dönüldüğü hemen anlaşılmayabilir. Çünkü karakterin zihnine giren anlatıcı, o anı mı anlatıyor geçmişteki bir şeyi mi hemen fark edilemeyebilir. Bunu metin ilerledikçe fark ederiz. Etkileyici bir sızıntıdır bu.

“Uykuda Sevilen Kızlar” eserinde yaşlı bir adam uyuyan kızların yanına uzanır. Kızlar ondan habersizdir. Adam kızlara dokunabilmekte, onları seyredebilmektedir. Adamın hareketlerinin tasviri romana belli bir hareket getirse de aslında roman, karakterin zihnindeki gezintiyle asıl amacına ulaşır. Yaşlılık ve gençliğin çelişkisinin ihtiyarda uyandırdığı duygu durumlarını takip ederiz. İhtiyarın yaşamış olduğu deneyim ve zihinsel faaliyet, fanteziler okuyucuyu sayfalar ilerledikçe etkileyici atmosferin içine çeker. Hacimli olmayan bu metin ilgi çekici ve Kawabata’nın ustalığının en güzel örneklerinden biridir. Metin kısalığına rağmen dikkat gerektiren bir eserdir. Ancak okurken bir döngünün içinde olduğu hissi oluşabilir ve kimi okurlar için sıkıcı bulunabilir.
Eserlerin konusu, anlatımı yazarın ustalığının göstergesidir. Örneğin, “Karlar Ülkesi” romanını Japon şiir geleneğine bağlı kalarak on iki yılda tamamlamıştır. Bu eserde öyle güzel betimlemeler vardır ki yazarın ne kadar ayrıntıcı ve hassas olduğunun göstergesidir. Bir örnek vermek gerekirse: “Ay ışığı kadının kulağının girinti çıkıntılarında gölgeler oluşturacak ölçüde aydınlıktı.”
Yazarın metinlerinde göze çarpan önemli bir özellik de dengedir. Yani betimleme, öyküleme ve anlatım teknikleri; duygu geçişleri, sadelik, doğa ve insan yaşamı belli bir denge içinde kullanılmıştır. Bu denge metnin akıcılığını sağlar. Bazı eserlerinde çok belirgindir. Özellikle, “Dağın Sesi” romanında. Tabii bu dengenin zaman zaman bozulduğu görülür, bu durumlarda gürül gürül akmayan metinler daha da durağanlaşır. Ancak bu çok görülmez.
Kawabata’nın karakterleri Japon kültürüyle yetişmiş insanlar olsa da yazar derine indikçe evrensel insana ulaşır. İnsan doğası her yerde bir şekilde aynıdır. Bu doğa Japonya’da, Almanya’da, Türkiye’de, Arjantin’de aynı şekilde işler. İnsanın özü dediğimiz şeydir bu. Kawabata bu öze dokunmak ister ve dokunur. Bunu yaparken tabiatı önemser. Özellikle çiçekler, ağaçlar, dağlar, ırmaklar, otlar, bulutlar, doğa olayları eserlerinde öylesine değildir. Sadece kahramanları daha iyi sunmak için de değildir. Tabiat, insan doğası kadar önemlidir. İnsan ile tabiat birbirine sıkıca bağlıdır. Kawabata dünya edebiyatına güzel eserler bırakmayı başarmıştır. Son söz Kawabata’nın:
“O manzarayı seyrederken tepelerin üzerindeki yarı saydam soluk altın rengi bulutlar soğuk bir kül rengine dönüştü ve akşam oldu.” Güzellik ve Hüzün
“Tomurcukları açmak üzere olan akçaağacın hafifçe kızıla çalan rengi ile oynaşan kelebeklerin beyazı birleştiğinde ortaya muhteşem bir manzara çıkıyordu” Kiraz Çiçekleri
“Zaman herkes için aynı şekilde akar, insanlarsa zamanın içinde farklı şekillerde akarlar.” Güzellik ve Hüzün
Yazan: Serhat Sarıçoban







İlk yorum yapan siz olun