İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

2025 Booker Ödüllü “BEDEN” Üzerine

Uzun zamandır ben şimdi ne okudum dememiştim. Kitabı nasıl yorumlayacağımı bilemedim. İyi mi? Kötü mü? Gerçekten ödüle layık bir anlatı mı? Karakter ile bağ kurabiliyor muyuz? Tam olarak hangi tür? Hikâyenin anlattıkları ve anlatmadıkları ile bir bütünlüğü var. Yarattığı boşluklarla hikâyeyi tamamlamanız gerekiyor.

Yazım türü olarak diyalog ile anlatım diyebiliriz. Bu ne demek en fazla iki cümlelik paragraflar. Okuması yorucu olduğu kadar hızlı da okutabiliyor. Kitabın bütününde 500 kelime “Tamam” kelimesi geçiyor. Çünkü karakterimiz István kendini ifade etmede o kadar kötü. Kitabın her bölümü ayrı olarak bir zaman dilimine tekabül ediyor. Her bölüme geçtiğinizde karakterimizi daha da yaş almış buluyoruz ve aradan geçen zaman diliminde neler yaşadığını okuyucunun hayal dünyasına bırakılıyor. Yaşamının en dönüm noktalarına dair açıklanmayan büyük değişim süreçleri var. Bölüm içinde atıf yapılsa da geçmişe yönelik tam olarak oralarda yaşadıkları onu nasıl değiştirdi bilemiyoruz. Ya da biliyoruz…

David Szalay’ın erkek yaşamını merkeze aldığı bir anlatı sanırım birçok ezberi bozuyor. Klasik bildiğimiz örüntü kurgunun dışında günümüzün yeni yaşam standartlarına daha yakın bir bakış açısını yakaladığını düşünüyorum. Her gün sevmediğimiz birçok şeyi görüyor ve izliyoruz. Daha doğrusu kaydırıp geçiyoruz. Sanki böyle bir yapı var bu romanda da. Derinliğine inemiyorsunuz yaşanılan birçok şey var fakat bilmiyorsunuz. Size değip geçiyor tüm olaylar.

On beş yaşında bir erkek çocuğunun sıradan sıkıcı yaşamında kendisinden yaşça büyük bir komşu kadının onu bedensel olarak kullanması ile başlıyor tüm süreç. Bu yaşadığı deneyim yüzünden mi yoksa István’ın kendi kişilik yapısından mı seçimlerinde çok da söz hakkı yok gibi gözükmesi tamamen okuyucunun yorumuna bırakılıyor. Her şeyin rastlantısal bir şekilde geliştiği öykülerde karakterimizin kadınlar tarafından arzulanması fakat onun dış görünüşüne dair hiçbir emareyi okuyamamamız koca bir boşluk.

Hayat karşımıza çıkan her şeye “Tamam” dediğimizde nasıl olurun sanırım en iyi fragmanı gibi bir roman bu. Derin düşüncelerin olmadığı. Hayatın kendi çizgisinde tamamen tesadüflerin yol açtığı bir aradalığın getirdiği zenginliğin ve yok oluşun ve her şeyin başlangıcı olan yere dönüşün romanı.
István ne istiyor bilmiyoruz. Gerçekten istediği şey var mıydı? Zenginliğini de üvey oğlunun gölgesinden kurtaramaması onun aslında doğru yerde olmadığının göstergesi miydi? Her bölümde girdiği her işte aslında kendisi ile özdeşleşmeyen bir süreci var. Tam olarak okuyamıyoruz István’ın gerçek karakter özelliklerini.

Tüm bunlardan dolayı David Szalay bence yepyeni bir tür ile karşımızda. Belki seveceğiz bu tarzı belki sevmeyeceğiz. Ama bir şekilde okumalara devam edeceğimiz kesin. Bambaşka bir bakış açısı ile çıkıyor çünkü karşımıza. Farklı bir roman türünü deneyimlememize vesile oluyor. 10 bölümden oluşan kısa öyküler ile bir bütünü yakalıyor çünkü. Her bölümde karakteri aynı gibi duruyor ama aynı değil. En azından yaş almış ve yer değiştirmiş ve anlatılmayan bir dolu deneyimin parçası oluyor. Tek değişmeyen karakterin her konumlanışında onunla özdeşleşmeyen şeylerin oluşu. Tüm bölümlerde karakterin seks yaptığını görüyoruz. Arada yemek yediğini ve sigara içtiğini. Bedeni olarak var olduğu yıllar aslında hepimizin yaşadığı pandemi dönemi ve öncesinde birçok insanı etkileyen siyasi süreçlerin olduğu dönemleri kapsıyor.

“Okuyucu için kendini açığa vuran, güvenilir veya güvenilmez bir karakter istemedim.” Sonuç, amansız bir dışsallık ve acımasız gerçekçiliğin zaferi; sıradanlığında hem trajik hem de komik.” diyor yazarı verdiği bir röportajında. Tüm bunlara istinaden farklı bir kitap elimizde. Anlattıkları ve anlatmadıkları ile… Keyifli okumalar olsun.

Yazar: David Szalay Çeviren: Elif Ersavcı Yayınevi: İthaki Yayınları

Songül Bozacı

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir