Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan romanında Ömer karakteri şu sözleri dile getirir: “… İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimî bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum… Hâlbuki ne şeytanı azizim ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…”
Şeytan, insan yaşamının her alanına sinmiş bir varlık. Onunla ilgili Türkçede bir sürü atasözü ve deyim var. Birkaç örnek vermek gerekirse: Acele işe şeytan karışır. Şeytanın dostluğu darağacına kadardır. Aksi şeytan. Şeytan dürtmek. Şeytana uymak… Edebiyatta da kendine yer bulmuştur. Hatta kimi eserlerde eğlenceli, zeki bir şekilde tasvir edilmiştir. Edebiyattan birkaç eser örnek vermek gerekirse: Faust – Goethe, Şeytan’a Dualar – Charles Baudelaire, Usta ile Margarita – Mihail Bulgakov, Kayıp Cennet – John Milton, İlahi Komedya – Dante… Bu örnekler uzar gider.
Şeytan, dini bilimlerde farklı biçimlerde tanımlanır. En temelde şeytan: Kötülüğün nedeni, kötülüğe yönlendirendir hatta vücut bulmuş kötülüktür. Aslında geçmişten günümüze insanın suçu üzerine yüklediği bir varlıktır. Bazen, şeytan olmasa insan ne yapardı diye düşünmemek elde değil. O zaman tüm kötülükler insanın üstüne mi kalırdı?
Sorudan mülhem soru: İçimizdeki Şeytan’da betimlenen şeytan, acaba dini anlamlar taşıyan bir şeytan mı? Onun şeytanı daha insani bir şeytan, kötülüğün nedeni değil bahanesi. Dini mesellerde şeytan gelir insanoğlunun kulağına fısıldar, onu ayartır, baştan çıkartır, doğru yoldan ayırır. Sabahattin Ali’nin şeytanı insanın olumsuz davranışlarının ardından belirir, önceden yoktur, ancak pişmanlık anında imdada yetişen bir yardımcıdır. Az önce sayılan eserlerden fark burada belirir: İçimizdeki Şeytan’ın şeytanı gerçekten içtedir, insana içkindir.
Böyle bakıldığında, romanda sözü geçen şeytan herhangi bir hayvan kisvesine bürünmüş değildir, kırmızılara bulanmamıştır ne kanadı vardır ne de kuyruğu. Sabahattin Ali’nin Batıdaki şeytan görsel simgeleştirmesini iyi bildiği kesin, şeytanı bilindik olandan başka yerlere götürmesinin bir anlamı olsa gerek.
Sabahattin Ali’nin şeytanı şekil değiştirmez. Birçok olağanüstülüklere neden olmaz. Onun şeytana farklı yaklaşımı bizi tüm kötülüklerin tek nedeninin insan olduğu çıkarımına götürür mü? Aslında Sabahattin Ali, insanın yaptığı her eylemin sorumluluğunun insanın kendisinde olduğunu söyler. İnsan hem eyleminde hem düşüncesinde kendisinin kusurlu olduğunu fark ettiğinde bu kusurun temel nedenini kendi dışında bir şeye yükleme eğilimindedir. Bu ise şeytandır ama ona göre bu noktada karşımıza çıkan şeytan imgesi aslında insanın kendisinden bağımsız bir şey değildir. Kendindeki karanlığa dokunmaya cesaret edemeyen insanın trajedisidir bu. Belki insanın kendini korumasının bir yoludur. Kendiyle yüzleşmekten daha kolaydır çünkü. Kim bilir belki de insan şeytana külahını ters giydirebilecek ender varlıktır. Yine de şu soruyu sormaktan geri duramayız: İnsan ister içinde olsun ister dışında, şeytansız yapabilir mi?
Âşık Veysel sorar ya, şeytan bunun neresinde diye, içindeki şeytanı suçlayıp duran Ömer’in yapması gereken herhalde budur.
Yazanlar: Serhat Sarıçoban – Yekta Majiskül
*Görsel: Luca Signorelli’nin tablosundan ayrıntı: Şeytan Deccal’in kulağına fısıldıyor.







İlk yorum yapan siz olun