İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Programcı, Yapımcı, Koleksiyoner Osmantan Erkır: Bence bir koleksiyoner paylaşmayı da sevmeli


Genellikle TV programcılığı ve sunuculuğu ile bilinen Osmantan Erkır’ı tanıdıkça kültür & sanat dünyasındaki işleri ve girişimlerine hayranlık duyuyorsunuz. Ulusal kanallardaki büyük çaplı programları ona genel bir TV şöhreti kazandırdı kazandırmasına ama, kendisi dünden bugüne koleksiyonerliğin, sahaflardan eski evrak, kitap, belge toplayıcılığının da göbeğinde bir isim. Tiyatro ve dizi oyunculuğundan Popstar, Kim 500 Milyar İster’e kadar geniş bir yelpazede yapımcılık, sunuculuk yapmış olan Osmantan Erkır, televizyon koleksiyonunu 2016’da Koç Müzesi’ne bağışlamıştı. Bu haber, Erkır’ın daha az bilinen koleksiyonerlik yönüne dair ayrıntılardan yalnızca biri. Üstelik ta lise yıllarında, hobi amaçlı olarak başladığı koleksiyonerliğe ileri yıllarda daha çok gönül vermiş. “Gazi Mustafa Kemal ile Bir Tren Yolculuğu” adlı sunumunun temelini oluşturan, Atatürk’ün ıslak imzasının olduğu bir belge de eline geçen sayısız belgeden yalnızca biri. Osmantan Erkır’ın bu belgeden yola çıkarak hazırladığı sunumu canlı olarak iki defa dinleme şansına eriştim. Yaptığı sunumla izleyenleri gerçekten 1929 tarihine götüren Erkır, tüm bu yolculuk içerisinde bizi bambaşka duraklara, isimlere de uğratmasını bilmişti.

Hoş geldiniz. Koleksiyonerliğinizin ilk yıllarına gidelim biraz. Bu işe nasıl başladınız?

Öncelikle teşekkür ederim, röportaj teklifin için sevgili Mert. Bende koleksiyon sanırım biriktirme içgüdüsü ile başladı. İlk koleksiyon konum puldu. İlkokul çağlarında, bilinçli değil, biriktirme boyutunda. Yabancı, yerli bulduğum her pulu defterimde saklardım. Eve Gırgır dergisi alınırdı, onları biriktirirdim. Tutma, atamama gibi bir tuhaf huyum var ki hala devam ediyor. Zor atarım. Sonra geçen gün eski kutulara bakıyorum, liseden sınıf arkadaşlarımın defterlerini tutmuşum hatıra olsun diye. Kendi hayatımla ilgili birçok şeyi de sakladım. Küçük notlar, pasolar, eski kimlikler vs. Koleksiyonerliğe dönüş zaman içinde oldu. Kendimi hala yolun başında bir koleksiyoner olarak görüyorum. Biriktirmek, toplamak ve koleksiyonerlik farklı şeyler. Koleksiyonerin araştırması gerekiyor.

Bir koleksiyoner olarak elinizi geçen ilk belge, fotoğraf, imzalı kitap vs. neydi?

Ben ağırlıklı olarak Efemera topluyorum. Efemera özellikle saklanmak için üretilmemiş, işlevini gördükten sonra atılmak üzere tasarlanmış, üretilmiş malzemelere verilen bir isim ama kapsamı daha da genişletilebilir. Efemera toplamaya başlamam sanırım lise yıllarında oldu. Tabii o zaman bu tip malzemeye Efemera dendiğini bilmiyordum. O yıllarda babam rahmetli Gazanfer Özcan ile ortak iş yapıyorlardı. Televizyona Kuruntu Ailesi adlı diziyi çekiyorlardı. Ofiste Gazanfer Amca’nın eski tiyatro el ilanlarını gördüm ve o anda vuruldum. Çok hoşuma gitmişti bu eski kağıtlar. Hala onlar duvarımdadır. O gün bugün topluyorum.

Aile efradınızda da antikaya meraklı kimseler var mıydı?

Annem sever antikayı ama tutkunu ya da koleksiyoneri değildir. Çocukluğumun geçtiği evlerde birkaç parça antika eşyamız vardı. Annem antikacı gezmeyi severdi, ben de onunla beraber antikacı, eskicilere gittiğimizi hatırlıyorum. Hoşuma giderdi. Liseyi de St. Michel’de okudum, malum eski bir okul. Binanın dokusunun da göz zevkimin gelişmesinde katkısı olduğunu düşünüyorum.

Öğrendiğim kadarıyla babanız eski bir tiyatrocu ve daha sonra da TRT’de çalışıyor. Bu dönemin hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?

Evet, babam Ankara Meydan Sahnesi oyuncularından, sonra da TRT’nin ilk prodüktör ve yönetmenlerinden Uğur Erkır. Çocukluğum 4 yaşından itibaren televizyon stüdyolarında geçti. Stüdyo ortamı beni her zaman heyecanlandırdı. Hayatta ne yapacağıma çok erken yaşta karar vermiş oldun bu sayede. Bir de babamın mesleği gereği çok önemli sahne insanları arasında büyüdüm diyebilirim. Mesela yukarıda da bahsettiğim Kuruntu Ailesi’ni bir düşünün; Gazanfer Özcan, Gönül Ülkü, Adile Naşit, Ergun Köknar, Erol Günaydın daha kimler kimler… Sonra Uğurlugiller dizisi çekimleri sırasında Yıldız Kenter, Şükran Güngör, Tevfik Gelenbe ve Kenter Tiyatrosu oyuncuları, arkasından Gülşen Abi adlı dizi yapılırken de, Selim Naşit, Haluk Bilginer, Nilüfer Açıkalın, Leman Çıdamlı. Bu usta oyuncuları yakından izleyerek büyüme şansım oldu.

Lise yıllarında Osmantan Erkır. Aile ve arkadaşlarla geçirilen bir yılbaşı gecesinde “eğlendirici” görevini üstleniyor.

2016’da TV koleksiyonunuzu Koç Müzesi’ne bağışlamıştınız. Bunları toplamak ne kadar zamanınızı aldı?

Yıllarımı aldı, en az on yıl ama on saniyede de karar verdim bağışlamaya. Rahmi Koç Müzesi hayran olduğum bir müze. Her şey vardı ama televizyon yoktu. Ben de benim ofisimde duran koleksiyonumu daha çok insanın yararlanabilmesi için bağışladım.

Osmantan Erkır’ın, Koç Müzesi’ne bağışladığı TV koleksiyonu

Sahaflarla olan ilişkinizi de biraz anlatır mısınız? Koleksiyonerliğinize en büyük katkı sanırım sahaflardan geliyor.

Çok haklısın. Sadece koleksiyonuma değil, sahafların hayatıma çok katkısı var. Birçok sahaf dostum var ve iyi bir sahaf çok özel bir insandır. Ben öğrenmeyi çok seven bir insanım ve sahaf dostlarımla sohbetlerimde her zaman çok şey öğreniyorum. Bir kere sahaf demek kitabı, okumayı seven insan demektir. Ben daha sadece para için bu işe girmiş bir sahaf görmedim. Kitabı seven, okumayı seven insan benim gözümde değerli insandır. Değerli dostlarım var yani. Ve tabii ki koleksiyonuma da çok güzel parçalar kazandırdı ve kazandırıyor bu değerli dostlar.

Sahne hayatınız ne zaman başladı? İlk gençliğinizde aldığınız eğitimler nelerdi?

İlkokuldan itibaren hep temsil kollarında oldum ama çok utangaç olduğum için, sahne gerisi görevler alırdım. Ses, ışık gibi. Ama içimde oyunculuğa karşı bir ilgi hep vardı. Üniversitede sinema TV okuduktan sonra İngiltere’de oyunculuk eğitimi aldım. 1 yıllık yoğun bir eğitim ve iyi bir okul. Drama Studio London. Bana çok şey kattı. Oyunculuk eğitimi insanı birçok yönden geliştiren bir eğitim. Oyunları çalışırken genel kültürünüz gelişir, bol bol okursunuz dönemi anlamak için. Tabii bir de sahne duruşu, ses kullanımı gibi konularda da geliştirir sizi bu süreç. Daha önce babamın yaptığı dizilerde küçük roller almıştım. Eğitimden sonra Londra’da bir tiyatro oyununda profesyonel olarak yer aldım. Daha sonra İstanbul’a döner dönmez de Gazanfer Özcan Gönül Ülkü Tiyatrosu’nda oynadım. Orası da bir başka okul oldu diyebilirim.

Dilek Çelebi, Mutlunur Lafçı ve Sinan Mutlu ile “Anlatsam Film Olur” adlı bir doğaçlama sahne performansınız vardı. Korona sonrasında da bu performansa devam edecek misiniz?

Bir de Umutcan Arslan var. Edeceğimizi umuyorum. Biz iyi bir ekibiz. Düzenli olmasa da yıllarca beraber oynarız diye düşünüyorum.

Tekrar koleksiyonerliğe dönecek olursak; bir koleksiyonerde olması gereken belirli özellikler nelerdir?

Merak ve sabır diye düşünüyorum. Merak size yeni dünyaların kapılarının açılmasını sağlıyor, öğrenme ve araştırma isteğini körüklüyor. Sabır da yaptığınız araştırmalar sonucunda var olduğunu öğrendiğiniz parçaların karşınıza çıkacağı zamanı ümit içinde beklemenizi sağlıyor. Ayrıca bence bir koleksiyoner paylaşmayı da sevmeli, öğrendiklerini konuya ilgi duyanlarla paylaşmalı. Bence bu hobinin en keyifli yanlarından biri de bu.

Koleksiyonerin, bulduğu evrakları, belgeleri, fotoğrafları paylaşması da gerekir mi?

Gerekli değil ama yukarıda da söylediğim gibi işin keyif veren kısımlarından biri bence. Bir de bulduğunuz belgeyi, bilgiyi saklamak biraz bencillik gibi geliyor bana. O bilgiye ihtiyacı olan birileri vardır mutlaka, belki puzzle’daki eksik parça sizin elinizdeki o bir tanecik belgede keşfedilmeyi bekliyordur. Saklamamak lazım diye inanıyorum. Çünkü bilgi paylaştıkça büyüyor, paylaştıkça yeni şeyler öğreniyorsun. Mesela ben senden Gazi’nin kendisinden “paşa” diye bahsedilmesinden hoşlanmadığını öğrenmiştim, sonrasında hep dikkat ettim bu konuya. Bir sunumumu izlemeye gelmiştin ve sunum sonunda paylaşmıştın bu bilgiyi benimle. Ben her sunumumun sonunda yorumlardan, katkılardan mutlaka bir şey öğreniyorum, çünkü ben de bildiklerimi paylaşıyorum.

Son olarak; Youtube kanalınızda da “Antika Adam” adlı bir program dizisi yapıyorsunuz. Benim de iki kez canlı olarak izleme & dinleme şansına eriştiğim bir sunumunuz var: “Gazi Mustafa Kemal ile Bir Tren Yolculuğu” Bunu biraz anlatır mısınız?

Evet, bak konular nasıl birbirine bağlanıyor. Gazi Mustafa Kemal ile Bir Tren Yolculuğu benim için çok önemli bir sunum. Teşekkür ederim iki kere dinlediğin için. Beylikdüzü Sahaf Festivali için hazırlamıştım o sunumu. Bu festivalin benim araştırmacı – koleksiyonerliğe geçmemde önemli bir katkısı var. İnsanlar işlerini güçlerini bırakıp senin anlatacaklarını dinlemeye geliyorlar, onların kıymetli vakitlerini alıyorsun. Bunun için iyi hazırlanmak gerekiyor. Ben de iyi hazırlanabileceğim, dinleyicilerin ilgisini çekeceğine inandığım bir konu seçmek istedim. Sunumu yapmadan kısa bir süre önce Mustafa Kemal’in ıslak imzası olan bir belge katılmıştı koleksiyonuma. Üstelik sekiz imza daha vardı bu belgede. Gazi’nin misafirleri ile birlikte 1929 yılında İstanbul’dan Ankara’ya yaptıkları bir tren yolculuğunun seyahat cetveli idi bu belge ve hepsi imzalamışlardı. İşte bu yolculukta kimler vardı, neler konuşmuş olabilirler, gramofonda hangi plakları dinlemiş olabilirler. Bunları dönemin gazete arşivlerinden yararlanarak anlatmaya çalışıyorum.

Röportaj: Mert Bekçi


2 Yorum

  1. Bilal Atış Bilal Atış 16/08/2020

    Keyifli bir yazı. Osmantan Bey’i ilgiyle takip etmeye devam edeceğim.

  2. Haldun Sevinç Haldun Sevinç 17/08/2020

    Televizyonda gördüğümüz insanların nasıl arka planları olduğunu görmek gerçekten ilginç. Osman Bey’in bu yönünü bilmiyordum. Keyifle okudum. Teşekkürler GazeteSanat Ekibi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir